4 Mart 2013 Pazartesi

Ilgın Bulcuk Köyü Bizans Hamamı


Ilgın'ın belde ve köylerindeki tarihi eserler:
Bulcuk Köyü Tarihi Bizans Hamamı

Bulcuk Köyü Tarihi Bizans Hamamı
Bulcuk köyü bugünkü yerleşim alanı içerisinde bulunan tarihi hamam kalıntıları mimari açıdan önamli bir yapıdır. Farklı faktörler dolayısı ile tahrip olmuş durumdaki yapı incelenmeye ve korunmaya muhtaç durumdadır. Köy halkı arasında Bizans Hamamı olarak adlandırılan eser Bulcuk köyünün eski bir yerleşim birimi üzerinde kurulduğunu göstermektedir. 

Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları


3 Mart 2013 Pazar

Ilgın Beykonak Dediği Sultan Tekkesi Türbesi

Ilgın'ın belde ve köylerindeki tarihi eserler:
Ilgın Beykonak Dediği Sultan Tekkesi Türbesi
Eski adı Tekke olan Beykonak belde belediyesinin kurulmasında etkili olan Horasan erenlerinden Dediği veya Didiği sultan türbesi, mescidi, ve kabirlerden oluşan tekkesi. Türbe ve mescid Selçuklu dönemi eseri olup onarım ve restorasyon sonucu bu günkü halini almıştır. Civarında metfun bulunan dönemine ve daha sonrasına ait kabirler vardır.
Yaşadığını diyen ve söylediğini yaşayan, bu sebeple Dediği veya Didiği Sultan adları ile anılan büyük Hak dostu velî. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. On ikinci asırda yaşadığı tahmin edilmektedir.
Horasan'da Ahmed Yesevî neslinden gelen Şahoğulları sülâlesine mensuptur. Küçük yaştan îtibâren yüksek ecdâdının himmet ve tasarrufları ile yetişti. İlimde kemâl derecesine ulaştıktan daha sonra hocalarının işâreti ile diyâr-ı Rum'a, Anadolu'ya doğru yola çıktı. Bu sırada Turgud ve Bayburd adlarında iki kardeş de kendisine katıldı. Aylarca süren yolculuktan daha sonra Anadolu'ya yaklaştıkları esnâda, Dediği Sultan, iki kardeşe; "Burada yollarımız ayrılıyor. Siz Anadolu'ya doğru yolunuza devâm edin. Ben Hicaz'a gidiyorum. İnşâallah tekrar buluşuruz." dedikten daha sonra onları Anadolu içlerine saldı. Kendisi Hicaz'a yöneldi. İnsanlara doğru yolu gösterecek mübârek irşâd görevine başlamadan önce Beytullah'ı tavâf ederek Fahr-i Kâinâtefendimiz (SAV)'i ziyâret etti. Bu arada Mekke-i mükerreme ve Medîne-i münevverede bulunan âlimler ve evliyâların sohbetlerine katıldı. Bilhassa Hacı İbrâhim Sultanın derslerine katılarak ondan tasavvuf yolunu öğrendi. Tasavvufta kemâl mertebelere kavuştu.
Sonra yola çıkarak Anadolu'ya gelip Beyşehir yakınındaki Melengörit Dağı eteğine çadır kurdu. İlim tâlibleri kısa bir süre daha sonra onun kıymetini anlayıp etrâfında geniş bir halka meydana getirdiler. Dediği Sultan talebelerine ders vermekle meşgûl iken yine Horasan'dan gelen büyük velî Seyyid Hârun hazretleri de Seydişehir'e gelip yerleşerek insanlara Ehl-i sünnet yolunu öğretmeye başlamıştı. Seyyid Hârun'un şöhretini duyan Dediği Sultan'ın talebeleri hocalarına gelerek:
"Efendimiz Vervelid eline büyük bir velî gelmiş, çok çeşitli kerâmetleri zâhir olmuş, onun fazîlet ve şerefi halk arasında dillere destan olmuş, herkes ondan bahsediyor." dediler. Dediği Sultan hazretleri: "Öyle ise o mübârek zâtı ziyâret etmek bize borç oldu. Hemen onun ziyâretine gitmeliyiz." dedi. Yanına iki dervişini alıp yola çıktılar. Çiğil Dağına geldiklerinde önlerine bir ayı çıktı. Kendisine itâata geldiğini anlayan Dediği Sultan hayvana bindi. Dervişlerle berâber yürüdüler. Öte yandan bunların gelişi Seyyid Hârun'a mâlum oldu.
"Dediği Sultan bir ayıya binmiş, bize geliyor. Gelin biz de o mübârek zâta istikbâl edip karşılayalım." dedi. Hârun Velî'nin talebeleri; "Efendim mâdemki o zât bir ayıya binmiş geliyor. Onun bir kerâmeti ola. Bu kerâmeti sâyesinde içimizdeki îmânsızların îmâna gelmelerini kuvvetle zaanetmekteyiz. Senden zâhir olan hârika işlere biz doyamadık. Onları hatırladıkça bizleri büyük bir aşk kaplıyor." dediler. Bu sözler üzerine Hârun Velî işâretle bir taşı göstererek; "Yâ Allah!" deyip taşın üzerine bindi. Taş, Allahü teâlânın izniyle yürümeye başladı. Görenler ne söyleyeceklerini bilemiyorlardı. Bu halde giderlerken uzaktan kendilerine doğru gelen kalabalık bir grup gördüler. Dediği Sultan ayıya binmiş, yanında iki dervişi ve etraftan görenler de peşinde olduğu halde geliyorlardı. Onlar da gördüler ki Seyyid Hârun, taş üzerine binmiş karşılamak için geliyor. Kalabalık ahali hayret ettiler. Dediği Sultan; "Biz canlıya bindik, o cansıza binmiş Allah selâmet versin." dedi.
Tam karşı karşıya gelince selâmlaştıktan sonra, bineklerinden indiler. Birbirleriyle kucaklaştılar. Bu manzarayı gören kâfirlerden pek çoğu Kelime-i şehâdet getirerek oracıkta müslüman oldular. Bu hayırlı karşılaşmaya şâhit olan müslümanlar da sevinçten tekbir getirdiler. Bu sırada tam öğle vakti idi. Seyyid Hârun hazretleri; "Cemâatle öğle namazı kılalım. Herkes abdestini alsın." dedi. Fakat abdest almak için su bulamadılar. Hârun Velî asâsını yere vurdu. Cenâb-ı Hakk'ın izniyle oradan su fışkırmaya başladı. O pınar şimdi Dediği Sultan Pınarı olarak anılmaktadır. Pınardan abdestlerini alıp öğle namazını kılmak için hazırlandılar. Hârun Velî; "Dediği Sultan sen imâm ol." dedi. Dediği Sultan ise:
"Hayır siz varken imâmlık yapamam, ümmîyim, ilm-i zâhir bilmem. Lütfen siz buyurun." dedi. Böylece öğle namazını Seyyid Hârun Velî'nin arkasında edâ ettiler. Bundan daha sonra Dediği Sultan üç gün Hârun Velî'nin ibâdethânesinde kaldı. Bu müddet içinde sohbet edip hal dillerince söyleştiler. Dediği Sultan üç günün bitiminde müsâade isteyip talebelerinin başına döndü.
Dediği Sultan'ın sâhib olduğu ahlâk ve fazîleti sebebiyle kısa sürede etrâfındaki talebeler ve dostlar halkası büyüdü. Bunun üzerine Aladağ taraflarında bir müddet daha kalan Dediği Sultan, Turgud ve Bayburd kardeşlerin yanına gelmesinden daha sonra Ilgın'a döndü ve Mahmûd Hisar (Mahmuthisar) köyüne yerleşti. Ancak talebeleri de hocalarını bırakmadılar. Onunla birlikte gelerek köye yerleştiler. Ona gönül verip bağlananlar, duydukları ve şâhit oldukları birbirinden enteresan ve unutulmaz hatıralardan başkalarının da istifâde etmesi için bunların bir kısmını kaydettiler. Böylece 484 beytlik Menâkıbnâme vücûda geldi.
Ömrünü İslâmiyete hizmetle geçiren Dediği Sultan, vefât ettiği zaman çok uzak yerlerden yüzlerce insan geldi. Her birisi onun mübârek nâşını alıp kendi bölgelerine götürmek istiyorlardı. Ancak hiçbirisi nâşı yerinden kaldırmaya muvaffak olamıyorlardı. Sonunda Dediği Sultan, Selçuklu Sultanının âilelerinden Kadıncık Ana'nın inşâ ettirdiği zâviye yanındaki türbeye defne karar verildi ve öyle yapıldı. O günden bugüne Dediği Sultan hazretlerinin kabri ünlü bir ziyâretgâh oldu.
Dediği Sultan'ın, Mahmûd adında bir oğlu vardı. Ayrıca yetiştirdiği yüksek halîfelerinden 350 tânesinden herbirini Anadolu'nun bir bölgesine göndermiş,Halkın eğitim ve terbiyesiyle meşgul olmalarını sağlamıştır.
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları


Ilgın Sungurbey Türbesi

Ilgın'ın belde ve köylerindeki tarihi eserler:
Ilgın Sungur Bey Türbesi
Ilgın Sungur Bey Türbesi
Beykonak beldesinin önemli bir ören yeri olan ve Sungurbey mezrasında bulunan Sungurbey kümbetinin çevresi eski bir mezarlık konumundadır. Ilgın'da Mahmuthisar köyünün 4 km kuzeyinde, Ilgın ovasına hâkim bir tepede yine aynı isimli mezrada bulunan Sungur Bey Türbesi Beykonak kasabasına bağlıdır. Bölge halkı tarafından "Kümbet" olarak bilinmektedir.
Ilgın Sungurbey türbesinin yapısı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Türbe içinde bulunan mezar taşı osmanlıca olarak mevcuttur. Türbe ve mezar bakımsız olup kısmende olsa zarar görmüştür. 
Hasan Bahar Doğanhisar, Ilgın, Kadınhanı ve Sarayönü Yüzey Araştırmaları 1995 isimli araştırmasında Sungurbeyin eski bir yerleşim yeri Osmanlı döneminde Aksungur köyü olduğunu işaret ediyor. "XVI. Yüzyıl Osmanlı tahrirlerinde Akşehir kazasına bağlı Aksungur Köyü olarak geçen ve yeri bilinemeyen köyün bugün Sungurbey Türbesi olarak bilinen Ağalar Köyü'nün 3 km doğusunda olduğunu tespit ettik." diyor.
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları


2 Mart 2013 Cumartesi

Ilgın Yalburt Hitit Havuzu

Ilgın Yalburt Hitit Havuzu
Ilgın'ın belde ve köylerindeki tarihi eserler:
Ilgın Yalburt Hitit Havuzu
Yalburt Hitit anıtı Ilgın'nın Çobankaya köyü, Çobankaya yaylasında bulunan en önemli Hitit dönemi tarihi eseridir.
Yalburt Hitit su anıtı, Konya’nın Ilgın ilçesinin 23 km. kuzeybatısındaki Yalburt olarak bilinen çayırlık bir alanda yol kenarındadır. 1970 yılında bir buldozer tarafından tepenin yamacı düzenlenirken yol düzenleme çalışmalarında tesadüfen bulunmuş ve aynı tarihte Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Raci Temizer tarafından kazılmıştır.

Hitit Kralı IV. Tutalia'nın Yalbuttaki Mührü
Üzerinde hiyeroglif yazılar bulunan 20 taş bloktan oluşturulmuş, 13 metreye 8 metre boyutlarında dikdörtgen şeklinde bir havuzdur. İçe bakan yüzeyleri Luvice bir yazıt ile işlenmiş bloklar havuzun 3 kenarını (güney, batı ve kuzey) oluşturur. 4. kenarın (doğu), zamanında benzer bloklara sahip olup olmadığı belli değildir. Yazıtın ilk bloğunda Kral Tuthaliya adı, kanatlı güneş simgesi ile birlikte açıkça görülmektedir. Hitit kralı VI. Tutalia MÖ 1236 yılında tahta geçmiştir. Blokların çoğu aynı yerde geç devirlerde inşa edilmiş yapılarda kullanılmış olarak bulunmuştur. Blokların şu anki restore edilmiş sırası tamamen doğru değildir ve bir miktar bloğun da eksik olduğu anlaşılmaktadır. Poetto ve Hawkins’in incelemelerine göre 1., 16. ve 10. bloklar çok büyük ihtimalle yazıtın ilk üç bloğudur ancak kalan bloklar için kesin bir şey söylenemez. Yazıt, (IV.) Tuthaliya‘nın savaşlarından ve başarılarından bahsetmektedir. Anıt, büyük ihtimalle Hititlerin diğer su anıtlarına (örneğin Eflatunpınar) benzer şekilde bir havuz veya su rezervuarı olarak yapılmış olmalıdır.
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Karaköy (Çetmi'nin) Kale

Ilgın'ın belde ve köylerindeki tarihi eserler:
Ilgın Karaköy (Çetmi'nin) Kalesi
Ilgın Karaköy (Çetmi'nin) Kalesi
Ilgın civarında bilinen tek kale kalıntısıdır. Ilgın Kalesi, Çetminin Kale, veya Karaköy Kalesi isimleriyle bilinen önemli bir tarihi eser konumundaki kalıntılar geçiş yolu üzerinde, su kaynağı yakınında ve hakim bir tepe üzerindedir. Ilgın Karaköy köyü sınırları içerisdindedir.
Ilgın, Karaköy Kalesi, Konya İstanbul yolunun yaklaşık 68. kilometresinde Zaferiye Köyü'ne döndükten 3 km sonra Karaköy yakınında yolun kenarındadır.  Ilgın'ın 14 km kuzeydoğusunda, Karaköy'ün 2 km güneybatısında, Kaleköy'ün 3 km güneyinde yer alan eski çağlara ait bir kaledir. Tam olarak hangi zamana ait olduğu ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Karaköy Yukarı Kale ve Karaköy Aşağı Kale olmak üzere iki kısımdan oluşur. Aşağı Kale, Kale Dağının yaklaşık 200 m yüksekliğindeki yamaç üzerinde yer alır. Kalenin hemen altından Ilgın Kanalı ve tren yolu geçmektedir. Kale, Ilgın'a geçişteki Karaköy ve Kaleköy arasında kalan vadiyi kontrol etmektedir. Kalenin kuzeye bakan bazı surları sağlam kalarak yıkıntıları günümüze ulaşmıştır. Kalenin içinde bazı seramik parçaları ve doğu yamacında da bazı kap parçaları bulunmuştur. 


Kaynaklar:
Güngör Karauğuz / Eskiçağ Kaleleri
Fatih Sayar / Ilgın Kaleköy'lü
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Şeyh Bedreddin (Sadeddin İsa) Türbesi

Ilgın'ın şehir merkezindeki tarihi eserler:
Ilgın Şeyh Bedreddin (Sadeddin İsa) Türbesi
Ilgın Şeyh Bedreddin (Sadeddin İsa) Türbesi
1286 yılında Seyfuddin Emir Balaban adına yaptırılmıştır. Halk arasında "Kümbet", "Şeyh Bedreddin Türbesi", "Sadettin İsa Türbesi" adları ile anılmaktadır. 
Türbe, Ilgın Şeyh Bedrettin mahallesinde Ulu mezarlığın karşısında bir evin bahçesindedir. Kapı üzerindeki kemer alınlığındaki dört satırlık celî sülüs kitâbeye göre, hicri 685 miladi 1286-87 yılında Sâdeddin İsa tarafından yaptırılmıştır. Türbe, 1975 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce tamir ettirilmiştir. Şeyh Bedreddin Sadeddin İsa türbesi inşaa olunan fakat banisi belli olmayan taş gövdeli, piremidal tuğla örgülü, kümbetli, klasik Selçuklu türbeleri şeklindedir. Diğer iddiaya göre Saadettin İsa Kümbeti Şeyh Bedrettin Türbesidir.
ILGIN ARAŞTIRMALARI / Beytullah YILDIRIM

Ilgın Coğrafyası

Ilgın ve çevresi genel bilgiler:
Ilgın'ın Coğrafi Yapısı
Ilgın Merkezi
İç Anadolu Bölgesi’nde Konya iline bağlı bir ilçe olan Ilgın; Güney batısında Selçuklu, doğusunda Kadınhanı; batısında Akşehir, Doğanhisar, Tuzlukçu; kuzeyinde Yunak; güneyinde Derbent, Beyşehir ve Hüyük ilçeleri ile çevrilidir. Yüzölçümü 2.018 km2 olan Ilgın’ı kuzey ve batı yönleri çıplak dağlar, güneyi meşe ağaçlarıyla örtülü, yer yer çam ormanlarıyla kaplı  yüksek dağlar çevirir. Denizden 1030 metre yükseklikte olan Ilgın merkezi, düz bir alanda verimli topraklar üzerinde kurulmuştur. Ormanlık alanı 24.117 hektardır.
İlçede İç Anadolu’nun karasal iklimi hüküm sürer. Yazları kurak ve sıcak, kışları soğuk ve kar yağışlı geçer. Ilgın’ın  belli başlı akarsuları Bulasan Çayı ve Ilgın Çayı’dır. Çiğil Çayı (Ilgın Çayı) olarak anılan bu akarsu düzenli bir yatakla Ilgın’ın kuzey batısında yer alan Çavuşcu Gölü’ne döküldüğü gibi ikinci bir kanalla gölün doğu tarafından Atlantı Ovası’na akıtılmaktadır. Çavuşcu Gölü ilçenin kuzey batısında bulunmakta olup 1963 yılında DSİ. 4. Bölge Müdürlüğü tarafından güney ve kuzeyi setlenmek suretiyle bölünmüştür. Kuzey tarafta kalan bölümü kuruduktan sonra çevresinde bulunan Çavuşcugöl Kasabası, Gölyaka, Tekeler, Misafirli ve Yorazlar köylerinde bulunan çiftçilere kiraya verilerek tarla olarak kullanılmaktadır. İlçe genel olarak verimli topraklara sahiptir. Doğusunda Sivri Dağı en yüksek tepe olarak yer alır. İlçe merkezi ve yakın çevresinde taban suyu ile sulu tarım yapılmaktadır.
ILGIN ARAŞTIRMALARI / Beytullah YILDIRIM