7 Haziran 2021 Pazartesi

Ilgın Güherçile (Barut) İmalatı

 Ilgın Güherçile (Barut) İmalatı

Osmanı Devleti döneminde 15. yüzyılda İstanbul, Atmeydanı civarında kurulmuş olan ilk Osmanlı baruthânesi (Baruthâne-i Âmire) 1490’da yıldırım isabeti sonucu yanmış, Kâğıthane’de inşa edilen yenisi ise Sultan İbrâhim devri sonlarına kadar faaliyetini sürdürmüştür. Anadolu’dan güherçile temin eden ocak ve işletmelerin başında Ankara, Aksaray, Konya, Akşehir, Karahisar-ı Sahib (Afyon), Ilgın, Eskili, Kilisehisarı, Karapınar, Aydın ve Kayseri yer almıştır.

Konya'da barut ihtiyacı karşılamak için Osmanlı döneminde güherçile (Potasyum nitrat) imalatı yapan bir baruthane bulunuyordu. Konya baruthanesi Baruthane adıyla bilinen semtinde Larende Caddesi'nde eski Matbaacılar Sitesi'nin yerinde olan binadır. Bu baruthanenin ilk olarak ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte II. Mahmud döneminde Hicri 1250 Miladi 1834 yılında büyütülerek genişletilmiştir. Fabrika, Hicri 1298 Miladi 1880 yılında, tamamen yanmış ve Sultan II. Abdülhamid Han'ın emriyle, Hicri 1301 Miladi 1883 yılında yeniden yapılmıştır.

Geniş çorak topraklara sahip olan Konya ili, birçok şehir ve kasabalar gibi, yüzyıllar boyunca Osmanlı ordusu ve donanmasının barut ihtiyacını karşılamış, barut yapımında ham madde olan güherçile (potasyum nitrat), Konya'da (Kalhane) adıyla tanınan, fabrikalardan sağlanmıştır. 15. yüzyıldan sonra Konya ve çevresinde güherçileden barut yapıldığını tahmin ediliyor. Hicri 1116 Miladi 1704 tarihli bir şer'iye sicil kaydından, "Konya Baruthanesinden İstanbul'a güherçile sevki" yapıldığını öğrendiğimiz gibi, ayrıca, Hicri 1182-1184 Miladi 1768 -1770 yıllarında da, Konya çevresinde Ilgın ve Karaman ilçeleri köylerinde de işletmeleri (güherçile kârhaneler) bulunduğu, bunların (mültezimlerle) toplanarak İstanbul'a gönderildiği anlaşılmaktadır. 

Ilgın'da kara barutun ana maddesi olan güherçile üretimi yapıldığı Osmanlı kaynaklarında sıkça rastlanmaktadır. Karaman Eyaleti’nde Hicri 1050 Miladi 1640–1641 tarihi itibariyle güherçile kârhâneleri ve örü tayin edilen yerlerden birisi de Akşehir kârhanesine bağlı Ilgın Kazasıydı. Ilgın'da Miladi 1795-1796 tarihli kayıtlara göre üretilip baruthaneye gönderilen güherçilenin maliyeti 30 para olduğu belirtiliyor.
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

6 Haziran 2021 Pazar

Ilgın Çömlekçi Mahallesi

 Ilgın Çömlekçi Mahallesi

Ilgın, Çömlekçi Köyü Ilgın'ın 12 Km kuzey doğusunda. Karadağ, Sivri tepe, Gavur dağı ve Akdağ'ın çevirdiği kıraç bir arazi üzerinde kurulmuş bir köyümüzdür. Nüfusu, 2007 yılında 169 olup 2019 sayımlarına göre ise 108 nüfuslu bir köyümüzdür. Köyün kuruluş tarihi hakkında kesin bilgilere ulaşılamamıştır. Köyün ilk kuruluş yeri Bozukkuyu mevkiidir. Köyü çevreleyen dağlar kuzey rüzgarlarına karşı köyü koruduğu için kış mevsimi çevreye göre daha yumuşak geçer. Karadağ kış mevsiminde kaz ve ördek avcılığına müsaittir. Bozukkuyu mevkiinde yapılan kazı çalışmalarında; antik dönemlere ait çanak, çömlek parçalarına sıkça rastlanması bölgenin eski bir yerleşim birimi olduğunu göstermektedir. Köylülerin anlattıklarına göre, eskiden o bölgede yaşayanların çanak, çömlek ve küp imalatı ve yapımında ileri olmalarından dolayı köyün adının “Çömlekçi” olduğu ve zamanımıza kadar bu isimle geldiği anlatılmaktadır. Çömlekçi'nin Tokar adında bir yaylası vardır. Kanlı kuyu, Doğanlı, Tokar yaylası ve Bozukkuyu köyün ören yerleridir. Aşağı mahalle, Babaküstü mahallesi ve Beşevler mahallesi olmak üzere üç mahallede yaşayan halkın geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

Fotoğrafta, Çömlekçi köyünün genel manzarası görülüyor. 
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

3 Haziran 2021 Perşembe

Ilgın Çiğil İnderesi Mağara Yerleşimleri

Ilgın Çiğil İnderesi Mağara Yerleşimleri

Ilgın, Çiğil, İnderesi Söğütlü İni ve Ballıkaya İni Mağarları

Ilgın ve civarında bilinen mağaraların başında Aşağı Çiğil İnderesi bölgesinde, Söğütlü ve Ballıkaya Mağaraları’dır. Günümüzde Ilgın, Çiğil Mahallesi sınırlarında ormanlık alan içerisinde bulunan antik dönem, tarih öncesi ve kırsal yerleşim alanları mağara gibi doğal oluşumlardan istifade edilerek yapılmış insan yerleşmeleri vardır. 

Çiğil, İn Deresi mevkisindeki bir vadinin ulaşılması güç yamacından giriş çıkışları görülen mağara sistemi, oymaları eski yerleşim alanları, dikkati çekmektedir. Bu mağara yerleşimlerinin erken Hıristiyanlık döneminde de kullaınldığı veya yapıldığı yönünde rivayetler mevcuttur.

İnderesi, Söğütlü ve Ballıkaya mağaralarından, İnderesi mağarasında tarih öncesi yaşam izlerine rastlanmaktadır. Mağaranın insan eliyle oluşturulduğu gözlemlenmektedir. Mağara yerleşmesi, birbirine bağlı geçitler, odalar, katlar, merdivenler veya baca şeklindeki bağlantılarla irtibatlı muntazam bir yapı sergilemektedir. 

Bu mağaraların günümüzde insan faktörü ve doğal koşullar nedeni ile yer yer tahrip olduğu gözlenmektedir. İnderesi mağaraları Çiğil bölgesinde tarihi yönden olduğu kadar doğal yönü ile de dikkati çeken güzel bir bitki örtüsüne sahiptir. Bölge yürüyüş ve mağara turizmi açısından değerlendirilebilecek yüksek bir potansiye sahiptir. 

Çiğil, İnderesi mevkii, çam ağaçları ve nefis doğası ile Ilgın civarında gezilip görülmesi gereken önemli tarihi doğal güzelliklerden birisidir.

Fotoğrafta, Ilgın, Çiğil Mahallesi, İnderesi mevkiinde mağara girişleri görülüyor.
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Tarihi İbn-i Bibi Ab-ı Germ Ilgın

 Ilgın Tarihi İbn-i Bibi Ab-ı Germ Ilgın

Selçuklu kaynaklarına temel teşkil eden İbn-i Bibi’nin eserinde ise Ilgın’a Kudretten ılınmış su anlamına gelen Âb-ı germ ismi verilmiştir. 

İbn Bîbî doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Anadolu Selçuklu Devleti devrinde 1283-1296'da hüküm süren Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud zamanında hayatta olduğu bilinmektedir. İbn-i Bibi, 13. yüzyılda yaşamış İranlı yazar ve tarihçidir.

İbn Bîbî, el-Evâmirü'l-Alâiyye fi'l-umûri'l-Alâiyye adlı günümüzde ise "Selçukname" adı ile şöhret bulan eserinde Ilgın'dan bahsederken Selçuklu döneminde Ilgının adını Ab-ı Germ olarak yazmıştır.

Ab-ı Germ (kudretten sıcak su) veya sadece "Germ" (sıcak-Ilık-Ilığın anlamlarında) olan Ilgın'ın adı, aynı yüzyılın sonlarında yani 13. Yüzyıl sonlarından itibaren Ilgın, "Ilgun" ismi bu Türk-İslam şehrinin günümüze kadar devam eden nihayi adı olmuştur.

Fotoğrafta, Ilgın adının Ab-ı Germ olarak geçtiği İbn Bîbî'nin el-Evâmirü'l-Alâiyye fi'l-umûri'l-Alâiyye eserinin el yazması eserinin ilk sayfası görülüyor.
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

2 Haziran 2021 Çarşamba

Ilgın Çobankaya Mahallesi

Ilgın Çobankaya Mahallesi 

Ilgın, Çobankaya köyü, eski ve yaygın adı ile Şuhut Ilgın'ın 17 Km kuzey doğusunda, Karadağ, Bağtepesi ve Gavurdağ'ı arasında düz ve kıraç bir arazi üzerinde kurulmuştur. Çobankaya'nın 2007 nüfusu 274 kişi iken 2019 nüfusu 189 nüfuslu bir köyümüzdür. Köy civarı tarihi geçmiş bakımından hayli zengin bir yapıya sahiptir. Ilgın ve civarının en önemli tarihi kalıntılarından olan Yalburt Hitit Kutsal Su Anıtı Çobankya'dadır. Osmanlı Devleti dönemi resmi kayıtlarında Şuhud Viranı adıyla geçmektedir. Yalburt yaylası ve Hitit yazılı kayaları eski adı Şuhut olan köyün 8 Km kuzeyindedir. 

Köyde hayvancılığın yaygın olması ve bölgenin kayalık dağlarla çevrili olması nedeniyle 1967 yılında köyün adı Çobankaya olarak değiştirilmiştir. Rivayete göre, Osmanlı Devleti döneminde bu köyde bir Yörük beyliği vardır. Askere gidecek yöre gençlerinin Şuhut Beyliğine gelerek “Ak-Kara” çektikleri, “Ak” çekenin o dönem için askere gitmediği anlatılmaktadır. Yalburt, Ağıllar, Armudun Burnu, Vahit'in kuyu mevkiindeki eski mezarlık, köyün güneyinde Gavur mezarları köyün ören yerleridir. Ayrıca köy içindeki Hüyük tepesi Sit alanıdır. Yalburt, Hüyük tepesi ve Boztepe'deki Hüyük bir üçgen oluşturmaktadır. Eski zamanlarda bölgenin bu konumu sayesinde, Karaköy'deki Çetminin Kale, Ağlar Köyü ve Ilgın arasında ateşle ve dumanla haberleşme gerçekleştirildiği rivayet edilmektedir. Toprak damlı geniş avlusu bulunan evlerde yaşayan halkın geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

Fotoğrafta, Çobankaya köyünden bir kış manzarası görülüyor. 
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

1 Haziran 2021 Salı

Ilgın'da Tarihte Üzüm Yetiştiriciliği

Ilgın'da Tarihte Üzüm Yetiştiriciliği 

Ilgın ve civarında üzüm yetiştiriciliği, bağcılık Roma, Bizans, ve daha eski antik dönemlere kadar uzandığı tahmin ediliyor. Tarihte Ilgın civarına özgü üzüm çeşitlerinin olduğu biliniyor. Günümüzde önemini kaybetmiş durumda görülüyor. 

Ilgın’da resmi kayıtlara geçmiş Osmanlı Devleti döneminde 19. Yüzyıl'da kaza merkezinde yaşayan ailelerin üzüm bağları bulunmaktaydı. Bu bağlarda yetiştirilen üzümler meyve ve kurutularak kuruyemiş olarak yenilirdi. Ayrıca üzümlerin kurusundan hoşaf, tatlandırıcı, katık ve şifa kaynağı olan sirke ve tatlı çeşidi olarak kaynatılarak pekmez yapılırdı. Ilgın’da üzüm yetiştirenler bazen de, kendilerinin ihtiyacından fazla ürettikleri üzümleri pekmez imalatı yapan pekmezcilere satarlardı. Bu işle meşgul oldukları resmi kayıtlara geçmiş olan iki hane reisi Ilgın Merkezde dönemin mahalleleri Ucarı ve Şeyh Bedreddin mahallelerinde bulunmaktaydı.

Fotoğrafta, Ilgın Çavuşcu Gölü civarında yerel kayaya oyularak yapılmış tarihi antik bir üzüm işleme, ezme taşı görülüyor. 
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Çatak Mahallesi

 Ilgın Çatak Mahallesi 

Ilgın, Çatak Köyü, Ilgın'ın 14 km güneyinde, Ormanözü köyü yolu devamında güzel bir orman köyümüzdür. Nüfusu 2007 yılında 230 iken 2019 yılındaki nüfusu 201 kişidir. Tatlı alan, İnce burun, Tosbağalı pınar dağları ile çevrilidir. Köyün kuruluş tarihi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte, anlatılanlara göre köyün yaklaşık olarak 250 yıllık bir geçmişi vardır. Köyde, Osmanlı dönemi mimari özelliklerini taşıyan eski köy camii ve caminin yapımında kullanılan İslamiyet öncesi devşirme antik mermer ve işlemeli parçalar, köyün eski bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Köy mezarlığında 1222 tarihli bir mezar taşına rastlanmıştır. 

Ekinlik mevkii ve Asmalı pınar köyün tarihi ören yerleridir. Çatak Köyü, Sarı pınar mevkiinde bulunan Asmalı pınar aynı zamanda şifalı bir su kaynağı ve çevrenin görülmeye değer mesire yerlerinden biridir. İki derenin çatalına köy kurdukları ve ağaçları birbirine çatarak ev yaptıkları için, köyün adının “Çatak” olduğu köylüler tarafından anlatılmaktadır. Çatak'ta Aşağı mahalle ve Yukarı mahallede yaşayan halkın geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları