14 Mart 2022 Pazartesi

Seyyah Bertrandon Ilgın'da

 Seyyah Bertrandon Ilgın'da

Bertrandon de la Broquiere ve Seyahatnamesi (1432-1433)

Ilgın tarihi hakkında yaptığım araştırmalarda, yabancı seyyahların yazdıkları hatıraları ve seyahatnameler ayrı bir öneme sahipler. Yayımlanmış bu eserlerde, kitaplarda coğrafya, tarih, sanat tarihi ve genel manada çeşitli hususlarda istifade etmekteyiz.

Anadolu Selçuklu, Karamanoğlu Beyliği döneminde Ilgın'a ilk uğrayan Batılı, Avrupalı seyyahlardan birisi de Fransız Bertrandon de la Broquiere'dir. 1432-1433 Yılları arasında gerçekleştirdiği seyahatinde, deniz yoluyla Suriye'ye buradan, Baalbeck, Hama, Antalya, Adana, Tarsus, Ereğli, Konya, Afyonkarahisar, Kütahya, Bursa, İzmit üzerinden İstanbul'a ulaşmıştır.

Konya’da bulunduğu günlerde La Broguiere, Karaman beyini, kalabalık bir alayın başında Cuma namazına giderken de görür. Bu sırada Karamanoğlu İbrahim Bey otuz iki yaşlarında ve topraklarında sayılan bir kimsedir. Bertrandon'un bu denizaşırı seyahati esnasında 1432 senesinde Konya istikametinden geldiği Ilgın'da, Ilgın Kaplıcaları ile ilgili bölümde: 

"Konya’da Kervan hazırlanır kervan emini kendi adamları, karısı, iki çocuğu ve La Broquiere yola çıkarlar. Ilgın yakınlarında bir yerleşim yerinde bir köyde konaklarlar. Burada yolda bir köyde konakladıklarında, seyyaha evden dışarı çıkmamasını, çünkü bu köy insanlarının çok kötü olduklarını, onu öldürebileceklerini tenbih ederler. Bu köyün az ilerisinde, bir akarsuya sahip bir dereden geçip geniş bir ova kenarında, hastaların şifa bulmak için geldikleri bir kaplıca görür. Adını vermediği bu kaplıca Ilgın’dır.

Büyük bir ovadan giden bir ırmaktan geçtim. Bana söylendiğine göre burada bir çok hastanın şifa bulması için geldiği bir hamam (kaplıca) varmış. Bir zamanlar Kudüs'te böyle hastane gibi kullanılan evler vardı." 

Bertrandon de la Broquiere ve Seyahatnamesi isimli çalışmasında kitabında aktarmaktadır.

Semavi Eyice Bertrandon de la Broquiere ve Seyahatnamesi

Fotoğrafta: Bertrandon de la Broquiere'nin seyahati esnasında uğradığı Ilgın'da, gördüğü eserlerden; Ilgın Kaplıcaları yanındaki Handevi Kandevi türbesi. Sene 1968.

Ilgın Araştırmaları Beytullah YILDIRIM

https://ilginarastirmalari.blogspot.com

#Ilgın #IlgınAraştırmaları #İstanbulIlgınlılarDerneği #Bertrandon #HandeviKandevi #IlgınKapıcaları
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

13 Mart 2022 Pazar

Ilgın Nostalji Fotoğrafları

 Ilgın Nostalji Fotoğrafları


Ilgın, Avdan Köyü sakinlerinden siyah beyaz bir hatıra. 

Ilgın Araştırmaları Beytullah YILDIRIM

https://ilginarastirmalari.blogspot.com

#Ilgın #IlgınAraştırmaları #İstanbulIlgınlılarDerneği #SiyahBeyaz
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

12 Mart 2022 Cumartesi

Ilgın Gökçeyurt Kembos'lu İsmail Çavuş

 Ilgın Gökçeyurt Kembos'lu İsmail Çavuş

Ilgın İlçesine bağlı Kempos Köyünde İsmail Çavuş yaşardı. Çanakkale, Sakarya, 1. İnönü, 2. İnönü ve Büyük Taarruz’da Atlı Süvari olarak Fahrettin Altay Paşa Komutası altında birçok savaşa katılmış ve ata biniş mahirliği ile atın altında kurşunlar içerisinde gidebilmesinden dolayı da Çavuş lakabının yanı sıra Pire İsmail olarak da anılmıştır.

Cumhuriyet kurulup yıllarca süren savaşlar bitmiş o da köyüne (Kembos'a) gelip tarım ve hayvancılıkla ilgilenmeye başlar. İsmail sakin, kimseye karışmaz, kıt kanaat geçim derdi ile çocuklarının rızkı peşinde koşardı. Savaşta yaşadığı derin acılar sadece yüreğinde değil bacaklarında da birçok saçma olmasından dolayı da iyice güçsüzleşmiş olsa da işinin başındadır.

Sultan dağında ormanlık alan içerisinde hayvanlarını otlatırken bir cinayet işlenir, İsmail’e yakın bir alanda gerçekleşen bu cinayet, onun üzerinde kalmıştır. Köylü yakıştıramaz ama o dönemde mazlum halk hakkını savunamaz da. Mahkemede, suçu İsmail’in üzerine atmak için yalancı şahitlik etmişlerdir. Suç İsmail de kalıp Akşehir Cezaevine gönderilir.

Akşehir Cezaevi’nde yıllarca yatan İsmail içeride haksız yatmanın bedelini öderken, geride bıraktığı 4 çocuğu ve karısı yokluklar içerisinde zorluklar yaşamaktadırlar. Karısı Aliye en büyüğü 6’lı yaşlarda olan çocuklarını köyde bırakarak İsmail’ini ziyarete gitmek ister. O yıllarda araç olmadığından, hoş olsa da araca verebilecek hiç parasının olmaması da ayrı bir zorluk olsa da at ya da eşekle de gidemeyecek olması daha da zorlamaktadır gidişi. İsmail’ine kesinlikle gitmeliydi, onu oralarda kimsesiz komamalıydı, hem İsmail’in dizlerinde birçok saçma kurşun yarası vardı, hastaydı.

Yürüyerek Akşehir’e gitmeye karar verdiğinde köyde durumu iyi olan birinden ayakkabı almalıydı. O ayakkabı yolda gitmek için değil, İsmail’inin karşısına çıktığında İsmail onu keçe sarılı ayaklarını görüp kahrolmasındı tüm çabası. Bulmuştu ayakkabıyı ama komşu kadının ayakkabının en ufak zarar görmesi durumunda ödeyeceğini de söylemesi üzerine büyük bir hazineye sahip olmanın sorumluluğunda çıkının en güvenli yerinde saklamasına sebep olmuştu.

Bir sabah erkenden yola çıktı Aliye iki gün sonrasında Akşehir’e ulaşıp ceza evi kapısına geldi. İsmail’i ile demir parmaklıklar tel örgüsü arasından görüştü, belki İsmail görmedi bile ayakkabılarını. Özlemek eşyaya mı baktırır gözlere mi, zaten buğulanmış gözler yüreklere dokunur ki sevdanın özlemidir bu. Aliye ağlayarak ayakkabıları korumak için tekrar keçelerini ayağına geçirir tutar köyün yolunu, iki gün sonrası köyündedir Aliye ama yüreği Akşehir’ de kalmıştır. Zaten bir daha gidebilme dermanını kendinde bulamayarak yıllarca geçen zaman içerisinde çocuklarını büyütme telaşı ile atılan iftiralara sadece ahlar ve vahlar vardır.

Daha cezası bitmeyen İsmail yıllar sonra bir gün köye çıkar gelir, herkes şaşırmıştır. Oğulları boyunca olmuş en büyük kızı evlenme çağına neredeyse gelmiş sarılmışlar, ağlaşmışlar o gün sabaha kadar bazen ağlamışlar bazen sevinçle de olsa hep gözyaşı akmış sel olmuş. Aliye nasıl olurda böyle bir şey olur diye soramamış, müebbet hapis’ in bir açıklaması vardır o da firar ama onu da konduramamış İsmail’ ine. Birkaç gün aradan sonra İsmail gerçeği söyleyivermiş ben kangrenim ölümüm bekleniyor. Bacağımdaki kurşunlar nedeniyle beni saldılar demesi daha da bir acı salmış yüreklerine.

İsmail cezaevi şartlarında iyice zayıflamış ve solmuş bir şekilde bir de böyle bir hastalık yıkmış tüm aileyi. Önce Konya da tedaviye alınsa da narkoz kullanılmadan önce bacağının birini, ilerleyen günlerde de diğerini kesmişler. Kesilme anını şöyle anlatırlar: Konya Alâeddin tepesi ve çevresi acının feryadından inlemiştir. Başlarında duran oğulları kilometrelerce kaçarak uzaklaşmış acının içlerindeki dayanılmaz işkencesini taşıyamaz duruma gelmesi ve babalarına bir şey yapamamanın ezikliği ile ağır düşüncelere girmişlerdir.

Babalarını köye getirdiklerinde asıl feryadın tüm Sultan dağlarını saracağını bilmiyorlardı. Aliye napardı ne ederdi korkular, korkular sürekli bir çile dolu hayat.

İsmail fazla yaşamadı, yaşayamadı bu bahttı, bu kaderdi boyun eğmek gerekirdi ki öylede oldu. Çocuklarından büyük kızı köyün ağasına verdiler kuma olarak, oğlanlardan biri askerde öldü, diğer iki erkek kardeşten birisi yokluklar içerisinde hayatını kazanma mücadelesinde garibanlıkla geçti. Diğer kardeş ise sesinin güzel olması sebebiyle eğitim alarak Kuran Kurslarında öğretici olarak görev yapmıştı.

Kembos köyünde rahmetli İsmail Çavuş ile Hacı Mehmet Kızı Aliye'nin Bayram Çini'nin kaleminden yaşanmış hayat hikayesi. 

Ilgın Araştırmaları Beytullah YILDIRIM 

📍 Ilgın, Gökçeyurt'un, dağların arasındaki geçmişi antik dönemlere dayanan Kembos'un yaylalardan genel bir manzarası. Sene 2021.

https://ilginarastirmalari.blogspot.com

#Ilgın #IlgınAraştırmaları #İstanbulIlgınlılarDerneği #Gökçeyurt #Kembos
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

11 Mart 2022 Cuma

Ilgın Şeyh Bedreddin Türbesi

 Ilgın Şeyh Bedreddin Türbesi

Hayırlı Cumalar 🕋 

Cumanın feyiz ve bereketi zerimize olsun. 

Cuma Bayramımız Mübarek Olsun. 

Ilgın, Şeyh Bedreddin Türbesi, Sadeddin İsa Türbesi olarak 1286-87 yılında Sadeddin İsa tarafından Seyfuddin Emir Balaban adına yaptırılmıştır. Türbe (kümbet), Ilgın Şeyh Bedrettin mahallesinde Ulu mezarlığın karşısında bulunmaktadır. 

📍 Ilgın, Ilgın Sadettin İsa, Şıh (Şeyh) Bedreddin Türbesi Gravürü. 

Ilgın Araştırmaları Beytullah YILDIRIM 

https://ilginarastirmalari.blogspot.com

#Ilgın #IlgınAraştırmaları #İstanbulIlgınlılarDerneği #HayırlıCumalar
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

10 Mart 2022 Perşembe

Ilgın Çiğil Yöresi Kıyafetleri ve Adetleri

 Ilgın Çiğil Yöre Kıyafetleri ve Adetleri

Ilgın, Çiğil Mahallesi halkı tarihten gelen yöresel kıyafetlerin öne çıktığı ve geleneklerin halen yaşatıldığı düğünleri ile biliniyor. Tarihi geçmiş olarak eski kayıtlarda Aşağıçiğil köyü olarak bilinen, belirli bir süre belde belediyesi konumunda iken günümüzde ise Çiğil mahallesi olarak anılan yöre sakinleri tarihi geçmişlerinin tarihteki ilk Türk devleti Karahanlılara kadar uzandığını söylüyorlar. Çiğil Türklerinin torunu olduklarını ifade eden Çiğilliler, sosyal ve kültürel olarak zengin bir birikimine sahipler. 

Çiğil’de eski Türk geleneklerinin izlerine günümüzde de rahatlıkla rastlanıyor, özellikle evlenme düğün gelenekleri halen yaşatılıyor. Düğünlerde giyilen kıyafetler özel anlamlar taşıyor. Bilhassa Çiğilli kadınların giydiği renkli kıyafetler ayrı ayrı anlamlar taşıyor. Her kıyafetin özel bir adının ve giyilme dönemlerinin bulunduğu mahallede, bekarken, nişanlıyken veya evlendikten sonra farklı kıyafetler ve takılar tercih ediliyor.

Çiğil kadın kıyafetleri ve anlamları: 

Saya: Düğün öncesi gelinin arkadaşları ellerinde şeker dolu kovalarla tüm mahalleyi geziyor ve insanları düğüne davet ediyorlar. İnanışa göre, o elbise ile ne kadar çok gezilerse o kadar çok günahları siliniyor. Bu kıyafetin masumiyeti ve lekesizliği simgelediği düşünülüyor.

Kutmu - Yeşil: Sadece evli olan kadınların giydiği bir kıyafet. Özel günlerde veya düğün sonrası dönemde aile ziyaretlerinde giyiliyor. 

Fes: Çiğil kadınları bu kıyafet ile birlikte eski bir Türk geleneği olan fes de takılıyor. Evli olanlar ve olmayanları ayırt edecek biçimde evli kadınlar kafalarına fes takıyor. Bu özel fesler çeşitli boncuklar ve altın ile süsleniyor. 

Çiğil yöresel kadın kıyafetleri, dikişlerinden süslemelerine özel detayları bulunan bu özel elbiselerin dikimini yörede az sayıdaki kişi yapabiliyor. Yaşatılması gereken bu yerel kültüre yeni nesil pek ilgi gösterilmediği için bu geleneğin unutulmasından endişe ediliyor. Özellikle el emeği gümüş takıları bulunması giderek zorlaşıyor.

📍 Fotoğrafta; Ilgın, Çiğil Mahallesinde geleneksel kadın kıyafetleri ve takıları görülüyor. 

Ilgın Araştırmaları Beytullah YILDIRIM

https://ilginarastirmalari.blogspot.com

#Ilgın #IlgınAraştırmaları #İstanbulIlgınlılarDerneği #Çiğil
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

9 Mart 2022 Çarşamba

Ilgın Gökçeyurt Mahallesi

 Ilgın Gökçeyurt Mahallesi 

Ilgın, Gökçeyurt Mahallesi eski ve yaygın adıyla Kembos köyünden kış, kar manzarası. 

Tarih, Şubat 2022.

Ilgın Araştırmaları Beytullah YILDIRIM

https://ilginarastirmalari.blogspot.com

#Ilgın #IlgınAraştırmaları #İstanbulIlgınlılarDerneği #Gökçeyurt #Kembos #Kar
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

8 Mart 2022 Salı

Ilgın Sadaka Taşı ve Çifte Vav

 Ilgın Sadaka Taşı ve Çifte Vav

Anadolu Selçuklu Beylikler dönemi Karamanoğulları devrinde Turgutoğllarından, Pir Hüseyin Bey tarafından Ilgın'da 1422 yılında Ulu camii olarak inşa ettirdiği halk arasında Çukur Camii olarak bilinen caminin bahçesinde bulunan tarihi sadaka taşı. Ecdat yadigarı bu tarihi eser, Müslüman Türk inancı gereği bir ibadet olan sadaka ibadetinin ihtiyaç sahiplerini incitmeden eda edildiği, verenin alanı görmediği naif bir İslami kültürün neticesidir. Sadaka taşının üzerindeki oyuk olan bölüme bırakılan altın, gümüş veya sikke şeklindeki para ihtiyaç sahibi olanın ihtiyacı kadar olanı alıp kullanması, muvaffak olurda durumu düzelir ise tekrar o miktarı oraya bırakarak devam eden bilhassa Osmanlı döneminde sadaka verecek kimseyi bulamayanların devam ettirdiği bir İslami bir gelenekti.

Ilgın, Pir Hüseyin Bey Ulu Camii Sadaka taşının üzerinde bulunan Arapça çifte "Vav" harfi kabartması hakkında; 

Hz. Peygamberimize S.A.V. vahiy yoluyla gelen ilk mesajın içinde (Alak Suresi) doğumumuzu ve kul olduğumuzu gösteren mesajlar vardır. İnsan anne karnındaki konumu vav şeklinde iki büklüm cenin pozisyonu şeklinde yaşar ve doğar. İnsan, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür. Eskiler kulluğun manası Vav’dadır buyurmuşlardır. Allah C.C. kullarının Vav gibi mütevazi olsun ister. İnsan iki büklüm olunca rahat eder anne karnında. boylu boyuna uzansa da, kim rahattır mezarında? Doğum tek Vav, ölüm diğer Vav. Birisi hayatı, diğeri ölümü ifade eder. İkisi yan yana gelince: Çifte Vav, erbabının malumu olduğu üzere ebced hesabıyla toplam 66 eder, bu da Allah demektir.

Hurifiyatçıların kullandığı bu yöntemde rakamlar harflerle ifade edilir ve her kelimenin rakamsal değeri üzerinden hesaplar yapılır. Ebced hesabına göre; A harfi 1 L harfi 30, H harfi 4 değerindedir toplam altmışaltı. Kısacası, eskiden "Hadi işi altmışaltıya bağladın" ifadesi, işi Allah'a havale ettin anlamında kullanılırmış vesselam.

Fotoğrafta: Ilgın, Pir Hüseyin Bey, Ulu camii Sadaka Taşı ve Üzerindeki Çifte "Vav" Kabartmaları Görülüyor. 

Ilgın Araştırmaları Beytullah YILDIRIM

https://ilginarastirmalari.blogspot.com

#Ilgın #IlgınAraştırmaları #İstanbulIlgınlılarDerneği #PirHüseyinBey #SadakaTaşı
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları