9 Nisan 2013 Salı

Ilgın Argıthanı Kasabası

Ilgın'ın Beldeleri
Ilgın Argıthanı Kasabası
Ilgın Argıthanı Belde Belediyesi
Argıthanı belde belediyesi Ilgın'ın en önemli kasabalarındandır. Argıthanı 1202 yılında Anadolu Selçuklu genel kurmayı ve devlet adamlarından Şehsed-din Altun Aba’ nın eski çağlardan beri bir ticaret yolu ve merkezi olan bu şehir de bir kervansaray ve teşkilatını kurması bölgenin ticari ve kültürel yönden önemini artırmıştır. Argıt adlı kasaba bu hanla “Argıthanı” adını almıştır. Anadolu’nun en buhranlı günlerinden olan Moğol istilası dönemlerinde Anadolu Selçuklu devletine elli yıldan fazla hizmet eden Vezir Konyalı Sahip Ata Fahred-Din Ali, bugün Argıthanı Kültür Parkı’nın güneyinde bulunan yere yolcuların emniyeti, yolların gözetlenmesi ve disiplini için bir muzilhane yaptırmıştır. Argıthanı halkı Türkmen ve Yörük tür. Türkmen “Müslüman Türk” demektir. Osmanlı toplumunda Argıt beldesi bir köydür. Anadolu Selçukluları’ndan kalma olan Argıt Köprüsü, gelen – geçen yolcu,asker ve gezginleri adeta büyülemiştir. Mısır seferine 1516 da giden Yavuz Sultan Selim Han, bu köprüden geçmiş,1533 de Irakeyn seferine giden oğlu Kanuni Sultan Süleyman bu köprünün renkli bir resmini yaptırmıştır. Bağdat seferine 1638 yılında giden IV Murat’ da bu köprüden geçmiştir. Anadolu Selçukluları döneminde önemli bir ticaret ve kültür merkezi olan Argıthanı’nda, Osmanlılar döneminde sosyal düzenin bozulması vergi yolsuzlukları, levent ve eşkıya saldırıları sonucunda nüfusu önemli ölçüde azalmıştır. XVI . yy meydana gelen bu bozuklukların önlenmesi, tarım ve üretimin artırılması için bazı vergilerden muaf tutulan bir derbent kuruldu. III . Sultan Ahmet döneminde Damat Nevşehirli İbrahim Paşa’ nın sadrazamlığı döneminde,Konya’ya tabi Argıthanı derbendi hudut namesi (18 Zilkade, ll Ekim 1721)de Konya Valisi Vezir Osman Paşanın huzurunda Ilgın, Doğanhisar ve Akşehir naiplerinin imzalarının bulunduğu, hanlar ve derbentler hususunda mübaşir tayin edilen Dergah-ı Ali kapıcı başlarından Bahri Mehmet Ağa tarafından tespit edilerek İstanbul’a gönderilerek baş muhasebeye kaydedildi. Eşkıya saldırısı , huzur ve emniyet yokluğundan dolayı yerlerini terk eden Konya’daki başı boş halkın belirli bir bölümünden 200-300 kişi Argıthanı’na yerleştirilmek istendi. Yüz hane Akşehir’deki halktan, Ilgın Kasabasından’da otuz, kırk hane başı boş halkdan seçildi. Argıthanına yerleşenler arasında altmış iki hane Eğrigöz, Nadir, Görnes, Absası, Karahöyük, Çakıllar, Milis, Bermende, Akşehir den’de onbeş hane geldi Argıthanın yerlisi iken çevreye göç 
eden altı hane Ilgın’ dan ve diğer yerli halktan yirmialtı hane geldi. Ayrıca Turgut kazasına bağlı Gökçeler köyü halkından Atçekenler de kasabaya yerleşti. İlk dönemde: 1- İskan 2- Türkmen 3- Argıt 4- Aazarı Mahalleleri kuruldu 9 yy. da Karaman eyaleti şu sancaklara ayrılmıştır
1-Hanit (Isparta) 
2-Teken (Antalya) 
3-Alaiye (Alanya) 
4-Burdur 
5-Konya 
6-Niğde 
7-İçel 
Karaman eyaletinin yüz on bir, Konya sancağının yirmi dört kazasından birisi de Argıthanı idi 1284 /1868 
yıllarından itibaren Argıthanı Nahiye Müdürlüğü haline gelmiştir 1317/1901 yılında Argıthanında altı mahalle ve 2404 nüfüs bulunuyordu nahiyede bir hükümet konağı, üç camii ve mescit, bir mektep, iki medrese , yirmi dükkan ve mağaza, yüz tezgah, iki fırın , dört değirmen , dört kahvehane vardı. Argıthanı ’nda 1887 yılından bu yana belediye teşkilatı İbrahim paşadan beri karakol teşkilatı bulunmaktadır. Argıthanı’nda medrese ve eğitim teşkilatı 1720 yılından itibaren hizmete devam etmiştir , Osmanlılar döneminde dört medrese bulunmaktadır Veli Efendi Medresesi Süleyman Efendi Medresesi , Tosun Mehmet Efendi Medresesi , Mestan Efendi Medresesi , Süleyman Efendi Medresesi 1317/1901 Yılında Konya Valisi Mehmet Ferit Paşa Döneminde Hamidiye ibtidaisi daha sonra Şems’ül Maarif Ravza’ i Terakki İbtidaileri ve Rüştiye (orta okulu) açılmıştır. Birinci Cihan Savaşı ve milli mücadeleye önemli derecede destek veren Argıthanı’ ndan yüz kadar asker şehit ve bir kısmı da gazi olmuştur. (CERAN, 1996 ,s.8,9,10) 

2.2) ANADOLU SELÇUKLULARI DÖNEMİNDE ARGITHANI
2.1.1)Türkistan’ da Tasavvuf hareketinin Piri Ahmet Yesevi Hazretleri ve Şahsiyeti 
Argıt ismi Şeyh Süleyman el Buhari’ nin çağatayca Türkçe ve osmanlıca kelimelerin anlamlarını açıklayan lügatinin 19. Sayfasına göre : “Özbek Türkleri’nin bir boyu olarak açıklamaktadır. (ÜÇER-KOMAN’ dan aktaran CERAN, 1996, s.25) 
Argıt Baba, Ahmet yesevi’nin Tasavvuf Düşüncelerini Özbekistan’dan Anadolu’ ya yaymak, Anadolu yu Türkleştirmek ve İslamlaştırmak maksadı ile Anadolu , Konya ve Argıt bölgesine gelen Yesevi şeyhi ve Türk beyidir (CERAN, 1996 ,s. 15) 
Yesevilik , Türkistan’da ortaya çıkan bir tasavvuf sistemidir. Tasavvuf , sistemi ve muhtevası yönüyle Kuran’ a ve Sünnete dayanır. Tasavvufu yaşayanların gayesi sadece Hz. Peygamber’e uymak onun batıni dünyasına mahrem olmaya çalışmak , böylece varlığn sırlarını çözüp , vahdete (birliğe) ermektir (ÖZTÜRK’ten aktaran CERAN, 1996 , s. 15) 
İslam aleminde tasavvufla uğraşan mutasavvufların sutenlerini devam ettirip yaydıkları mekanlar olan tekke ve 
zaviyeler ,(H. III /IX) . Asrın başlarından itibaren gösterir. Tekkeler , sırlı bir duyuş ,düşünüş ve inanış olan 
İslam tasavvuf ceryanına aksiyon veren çeşitli tarikat büyükleri olan şeyhlerin ve onların yerlerini tutan 
halifelerin otoritesinde ebedi mutluluğa ulaşma nefsini temizleme , ahlakı saflaştırma , zahiri (dışı), batını içi 
aydınlatma yolunun takip edildiği kurumlardır (LAMİ’den aktaran CERAN, 1996 ,s.16) 
XII . yy. da Müslüman Türkler arasında Pir-i Türkistan , Türkistan’ ın ulusu “lakabıyla anılan orta Asya Türk 
Tasavvufunun kurucusu olan Hoca Ahmet Yesevi , tesirlerini Orta Asya ve Anadolu’ da devam ettiren büyük türk islam mutasavvıfıdır. II. yy. ikinci yarısında Batı Türkistan da Sayram (Akşehir) kasabasında doğmuştur. Babası Hz. Ali evladından Şeyh İbrahim ,annesi Ayşe Hatun’dur. Babası ölünce henüz 7 yaşındayken Gevher Şehnaz adlı ablası ile birlikte sonradan “Türkistan” adını alan “Yesi”şehrine gelip yerleşti ilk tahsilini devrinin tasavvuf geleneklerine göre tamamlayarak Buhara‘ya göç etti burada döneminin en ileri gelen bilgin ve mutasavvıflarından olan Yusuf Hemedani (ÖI.1140)ye bağlanarak kendisinin üçüncü halifesi oldu (1160) da şeyhinin postuna oturarak onun sistemini devam ettirdi. Daha sonra Yesi şehrine geçerek (1166) da ölümüne kadar tasavvufu bilgileri yaydı. Müslüman Türklerin sade dilleriyle hikmetli özlü Tasavvufu düşüncülerini onların dil ve lehçeleri kolayca aktarabildiği için çevrede büyük bir şöhrete ulaştı .Kendisine binlerce kişi mürşid olarak bağlandı bu yüzden Yesevi Tarikatı bölgede hızla yayıldı. (KÖPRÜLÜ’den aktaran CERAN ,1996, s. 17) Sofi bir şair ve tarikat sahibi bir mürşid, yol gösteren olarak Türk milletinin dini Milli ve kültürel yapısında yüz yıllarca tesiri devam eden Ahmet Yesevi menkıbe ve kerametleri ile Türk-İslam dünyasında büyük bir veli olarak şöhret kazanmıştır (ERASLAN’dan aktaran CERAN , 1996,s.18) 
Yesevilik, ilk Türk tarikatıdır. Ahmet Yesevi’nin ölümünden sonra Harizm, Kıpçak Maveraünnehri, Horasan, Azerbaycan ve Anadolu’da yayılmıştır. (KÖPRÜLÜ’den aktaran CERAN,1996,s.18) 
Takipçileri kendisinin edebi geleneğine bağlı kalarak halk için basit ve tasavvufi şiirler yazdılar. Ellerinde 
sazları ile ekseriyetle hiç medrese tahsili görmeden kendilerini yetiştirdiler. Şehir şehir, tekke tekke gezerek, 
halkın zevkine ve ruhuna önem veren şiirler söylediler. (KÖPRÜLÜ’ den aktaran CERAN, 1996,s. 19) 
2.2.2) Anadolu’da Yesevi Dervişleri ve Argıt Baba 
Argıt Baba Şemsed- Din Altun-Aba’nın 1202 de kervansarayını yaptırmasından önce Anadolu’ ya gelen bir yesevi dervişi ve halifesidir. Anadolu Selçukluları döneminde Konya ve çevresinde gayri Müslimlerin İslamlaşması ve Türkleşmesi için gayret sarfeden, yanında Özbekistan’dan gelen Türkmenlerle bir koloni kuran, çevresindeki araziyi işleyen, tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir şeyh ve Türkmen beyi olması kuvvetlidir. Bölgeye adını veren, bugün kalıntıları bulunan tekkesinde Ahmet Yesevi’ nın tasavvufi düşüncesini öğrencilerine ve kendisine tabi olan cemaate anlatan karizmatik şahsiyete sahip bir liderdir. Bu kolonizatör Türk Dervişini , bölgenin emniyeti, düşmanları, yahut saldırılarından korunması, çevrenin imarı, güzelleştirilmesi, tarım ve hayvancılığı geliştirerek, dervişlerin ve cemaatin kendi ellerinin emeğini yemeleri, üretime devlet ekonomisine katkıda bulunmak için faaliyet gösteren Argıt Baba , teke ve zaviyesi eğitici çevre teşkil etmiştir. Bir yandan dini, tasavvufîye beşeri münasebetler yönünden de Argıt Baba ve çevresi, bölgenin İslâmlaşması , Türkleşmesi sürecine önemli derecede katkıda bulunmuş- tur. 
Argıt Baba Ahmet Yesevi’nin Türkistan ve çevresinde üstlendiği İslamlaşma, Türkleşme faaliyeti ve fonksiyonu Konya, Ilgın Argıthanı çevresinde , üstlenen bir tasavvuf şeyhi ve lideridir. Argıt Babanın tekke ve zaviyesi II. asır sonunda günümüze kadar tesir ve fonksiyonunu devam ettirmiştir. Bugün gençlik parkı içinde bulunan, Roma Devletine ait olan ve Argıt Baba mezarlığına getirilen bir lâhit üzerine bilginlerin babası Hattat Hasan Baba 1055-1645 de öldü ibaresi Osmanlıca olarak basılmıştır Hasan Baba Şeyh Velinin oğludur. 1583 yılında Dibekli (Argıt) ve çevresi Babası olan Şeyh Abdullah oğlu Şeyh Veli Babaya bu islamı ve dini 
hizmetlerin devamı için tımar olarak verilmiştir.Bu da Argıt Baba zaviyesinin ilk çağlardan kalma bir Hıristiyan 
manastırı çevresinde kurulduğunu göstermektedir 17 yy ölen Argıt Baba tekke ve zaviyesinin zaviyedarı Hattat Hasan Babanın bu mezarlıkta gömülü olup vücudu çürüyen boş bir Roma mezarına gömüldüğünü üzerindeki yazıdan anlıyoruz. Bu yazılı belge Yesevi halifesinden olan Argıt Baba’nın tasavvufi sisteminin 17 yy da bu çevrede bu tekke ve zaviyede devam ettiğini göstermektedir . 
Argıt Baba tekke ve zaviyesi Argıthanı Doğanhisar yolunun üç buçuk kilometresinde bulunmaktadır bu tekke ve zaviye çevreden gelenler ve çobanlar tarafından tahrip edilmişken Belediye Başkanı Tekin Kavlak zamanında yeniden restore edilmiştir Buradaki camii tekke ve zaviyenin zaviyedarı olan Halep Türkmen’lerinden olan Şeyh Hasan Bilgin tarafından , onun gönderdiği halkın desteği ile 1948 yılında yaptırılmıştır Burada şeyh Hacı Veliyüd-Din Efendinin aş hanesi vardı. Devamlı kazan kaynar gelen geçene yemek verirlerdi.Bu tekke mezarlığında Pir Abdullah Efendinin mezarı vardır bu gün ortalıkta yoktur, ayrıca Hattat Hasan Babaya ait mezarlıkta gençlik mezarına kaldırılmıştır. Argıthanında 1310/1890 yılında ölüp türkmen mezarlığına gömülen Halepli Medrese müderrisi Şeyh Hacı Veliyüd’din Efendi Argıt Baba zaviyesinin son Şeyhi zaviyedarıdır. Bu zaviyenin 125 dönüm vakıf arazisi bulunuyordu. Bu nesil oğlu müderris Abdüsselam efendi Salih Efendi ve Hoca Hasan Bilgin ile son bulmuştur. (CERAN , 1996, s. 21,22) 
2.2.3)Şemsüd-Din Altun-Aba Argıt Kervansarayı ve Vakfı 
Şemsüd-Din Altun Aba II. Kılınç Arslan (1154-1192) ve oğlu Rükned-Din Süleyman Şah dönemlerinin sipah salalarındadan (genel kurmay başkanı)birisidir. İbni Bibiye göre I. Alaeddin Keykubat (1219-1237) dönemini yaşamış sultan oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246) in Atabekliğini yapmıştır. Onun Tahta geçmesiyle birlikte Sadettin Küppek (Öİ 1238)’in nüfuz ve kışkırtmasıyla öldürülmüştür. (Bibi , Nşr ,Erzi- Luga’ den Aktaran CERAN, 1996, s .225) 
Argıthanı Kervansarayı , Şemsüd-Din Altun Aba tarafından (H598/1202) yılından önce yaptırılmıştır. Kitabesi yoktur.Osmanlılar döneminde tamir ve değişiklik görmüştür . Holü , 16.50x26.00 metre oluşu , 16.50x18.50 metre ölçüsündedir (ÖZERKİN’den aktaran CERAN,1996, s .21) 
Alman sanat tarihçisi Kurt Erdman ,Argıthanı kervansarayı hakkında şunu söylemektedir .“Küçük bir yapı olduğu halde inşası itinalı yapılmıştır. Eski tarz bulunan büyük kapı cephesinde nispetsizlik görülür, yapının önünde bir camii vardır. Camiide ibadet edenler hanı ziyaret etmeden gidemezler. Handan doğuya uzanan yol bir kavis ile köprüye ulaşır. Birçok seyehatçılar buradan geçer. (ERDMAN’dan aktaran CERAN ,1996 , s. 231 ) Şemsüd-din Altun Aba nın Kervansarayı vakdiyesinde “ Hancının maaşı hana gelen fakir yolcuların ısınması hanın aydınlatılması için miktarı bildirilmeyen odun ve bezir yağı alınması” kaydedilmektedir. Bu da fakir yolcuların sığındığı bir barınak olduğunu göstermektedir. Hanın vakıfları arasında Konya Eski Pazar’da eski bir dükkan zikredilmektedir. (TURAN’dan aktaran CERAN,1948, s. 207) 
Görüldüğü gibi kervansaaraylar , kervan ve ticaret yolları üzerinde yaptırılan dinlenme , emniyet ve sığınak 
merkezleridir üç gün parasız yolcuların ve hayvanların kaldıkları ve sığındıkları mekanlar ve kültür merkezleridir. (CERAN , 1996 ,s.24) 
Konya’daki Şemsed-Din Altun Aba Medresesi vakıfları içerisinde Argıthanı kazasında bir değirmen vardı. Bu değirmen bir müddet boş kaldığı için yıkılmıştır. 1248/1832 yılı kasım ayında tamir edilerek kiraya verildi. Kira bedelinin yarısı arpa olarak tesbit edildi. ( AKTEPE’den aktaran CERAN ,1996 , s . 24) 
Argıthanı yeniden kurulurken 2 sefer 1135/1722 tarihinde Azarı veKekeç Köyleri halkı Argıthanı’na göç ettiği için Argıthanı arazisi içinde yazıldı. Hudutlarıyla birlikte baş muhasebeye kaydadildi. Bu topraklar , Argıthanı’nda yerleşen halk tarafından ekilecek ,elde edilen ürünün öşürü (onda bir) sahip ata vakfınınn mütevillesi ve Esbkeşan (Atçeken) mukataasının zabitince müdahale etmemesi hususunda ferman gönderildi. (ERDOĞDU’dan aktaran CERAN ,1996, s.24) 
2.2.4)Şeyh Sadrüd’ Din Konevi ve Vakıflarında Argıthanı 
Şeyh Sadrüd’ Din Muhammet Konevi (H605/1208) Yılında Malatya da doğdu Babası Şeyh Mecdüd –Din İshak , Anadolu Selçuklu sultan ve şehzadelerinin hocası ve diplomatıdır. Şam’da Tahsilini tamamladı ,II. izzed-Din Keykavus döneminde Konya’ya yerleşti. Konyanın itibarlı ,alim ve fazıl zenginlerinden Hace-i Cihan tarafından madden destek , sultanlar , vezirler ,ayandan büyük itibar gördü . 16. Muharrem 673/1274 yılında Konya’ da halkla yürüdü, (CERAN ,1995,s .31) Konya ve çevresinde birçok vakıf eseri bırakarak adını ebedileştirdi bunlar arasında Ilgın’a bağlı Dibekli (Argıthanı) köyü de bulunmaktadır. (ZEKİ’ den aktaran CERAN,1996,s.25) 
2.3) OSMANLILAR DÖNEMİNDE ARGIT 
2.3.1) Kanuni Devrinde Akşehir sancağı , Akşehir Kazası, Dibekli (ARGIT) Köyü 
İst. Başbakanlık Arşivi 40 numaralı mufassal defteri sayfa C.713 deki bilgilere göre :1501yılında Akşehir kazasına bağlı Dibekli köyünün arazisi tımardan bu yılda köyde 29 hane 46 nefer 4 çift 28 yarım çift ,2 bernak , 10 mücerred vardır . Vergiden muaf olan 1 imam , 1 tahsildar bulunmaktadır . Nüfusu 187 dir vergi oranı 1/3,5dir. Köyün buğday ürünü 3717 akçedir vergisi 1062 akçedir köyün vergisi 490 akçedir .Resm-i çift , bennak mücerredlerden alınan vergi 603 akçedir . Bad’ı heva vergisi 235 akçedir . Gerçek geliri 14335 akçedir. Vergi geliri 5041 akçedir. Dibekli köyünün sınırındakı Argıt mezrasında bulunan Akça baba zaviyesinde faaliyet gösteren 1 zavi yedar (zaviye sahibi şeyh) ile 5 nefer dervişi bulunmaktadır . Bu zaviye vergiden muaftır . Gerçek geliri 1225 akçedir. Argıt mezrası dibekli köyü halkı , dışarıdan olanların ziraat yaptığı bir çifliktir . Dibekli köyünün nüfusu 1501 de 187,1521 de 217,1525yılında 218 dir. Köy Argıt baba neslinden şeyh bedreddin şeyh Abdullah’ ın tımarıdır(CEYLAN’dan aktaran CERAN, 1996, s.28) 
2.3.2) III. Sultan Murad dönemi (1583) yılında Akşehir Sancağı Doğanhisar Nahiyesi Argıt Köyü 
(H.991/1538) yılında Argıt köyü , Akşehir Sancağı Doğanhisar Nahiyesine bağlıdır. Bu dönemde Argıt köyünün bir adı da Dibeklidir.Bu köye bağlı birde Argıt mezrası vardır. Ankara Kuyud-u Kadime Arşivinde 333 numaralı gelir giderleri bildiren Akşehir Mufassal Defteri sayfa 8’a da yazılı bilgilere göre Doğanhisar nahiyesine bağlı olan Argıt diye bilinen Dibekli köyü ile Argıt mezrası III.Sultan Murad Han tarafından Şeyh Abdullah oğlu leyh Veli Babaya orduya asker beslemek üzere tımar arazisi olarak verilmiştir. Bu yılda Dibekli Köyünden alınan gelir 5.000 akçe Argıt mezrasından alınan gelir olmak üzere 6500 akçedir . (ERDOĞDU’dan aktaran CERAN, 1996 , s.29) 
2.3.3.)Osmanlı Sultanları Argıt Köprüsünde 
2.3.3.1) Yavuz Sultan Selim Argıt Köprüsünde 
Yavuz S.Selim (922/1516)yılı Mısır’ ı fethe giderken Akşehir üzerinden Argıt, Ilgın yoluyla Konya’ya geçmiştir. Sultan (922/1516) yılı Cumadel ulasının 26. Cuma günü Argıt konağında Karargah kurmuştur .(FERİDUN BEY’den Aktaran CERAN, 1996, s.30) 
2.3.3.2) Kanuni Sultan Süleyman Irakeyn Seferine Giderken Argıt Köprüsünde 
Kanuni S. Süleyman (940/1533)Yılında Irakeyn seferine giderken Akşehir üzerinden Argıt Köprüsünden geçerek Konya’ya Ilgın üzerinden varmıştır . Matrahçı Nasuh Akşehir, Argıthanı köprüsü ve Konya’ya ait renkli resimleriyle yol güzergahı ve muzil noktalarını göstermiştir.(MATRAHÇI NASUH’dan aktaran CERAN, 1996, s. 30) 2.3.3.3) II. Sultan Murat Han Bağdat Seferine giderken Argıt köprüsünde. 
III.S.Murat (1048-1638) yılında Bağdat seferine İstanbul‘dan l5 Mayıs Cumartesi günü başladı.Bu sefer, Üsküdar, İznik, Yenişehir, Pazarcık, Bozüyük, İnönü, Eskişehir, Çifteler, Bolvadin, İshaklı, (çay) Akşehir üzerinden Argıt çayırına indi. (CERAN 1996 ,s.31) 
2.3.3.4) 1832 Yılında Kalavalı Mehmet Ali Paşa Argıthanı’nda 
Kalavalı M.Ali Paşa Kütahya’ya giderken Konya’dan Ladik , Kadınhanı, Ilgın, Argıthanı’na uğramıştır. Argıthanı’nın batısında bulanan düzlükte M. Ali Paşanın ordusu konaklamıştır. Bu yüzden halk arasında bu konaklama yerine “Ali Paşa düzlüğü “ denmiştir. Daha sonra ordu Akşehir,Afyon yoluyla Kütahya’ya ulaşmıştır. (CERAN ,1996 ,s.31) 
2.3.3.5) Clement Huart ‘a göre Argıthanı 
Clement Huart 1897 de Paris’te yayınladığı “Konia la ville des derviches touneurs,souvenirsd’un vayage en Aise Minevre’ adlı eserine göre 1891 de İstanbul,Bursa ,Eskişehir, Afyon üzerinden Konya’ya yaptığı 13 mayıs 1891 de Başladığı seyahatine ait gözlemlerini anlatmakta Anadolu Selçuklu kültür ve medeniyetini tasvir edmektedir. Büyük Argıthanı köyü, Kavak ağaçları ile çevrili bahçeler ve iki gözlü zarif bir köprünün arasında uzanıyordu köprünün üzerindeki Arapça kitabe okunamayacak kadar silinmişti . Mimar eserini pek özene bezen ortaya koyduğu anlaşılıyordu. Bütün uğraşmalarına rağmen Arapça kitabeyi sökemedik Yazık... Belki ileride bu işi yaparak mutlu olacaklardır. Argıthanı Kasabasının evleri kerpiçten yapılmış olup toprakla sıvanmıştır. Terasları kalın direkler üzerindedir. Basit yontulmuş ağaç gövdeleri idi her şey hoş bir tabiilik içinde idi. Argıthanı yem yeşil bahçeleri ile geniş avam ortasında bir vaha gibi duruyordu. (UZEL’den akttaran CERAN, 1996 , s . 30 –31) 
2.4) XVIII ASIRDA ARGITHANI KAZASI 
4.1) Eşkıya Saldırısı Sonucu Argıthanı Halkının Dağılışı Osmanlı devletinden önce orta asyadan gelen bir Yesevi dervişi Şeyhi ve Türkmen beyi olan Argıt Baba’da Argıt Köyünün kurulmasına sebep olmuştur . Daha sonra Şemsüd-Din Altun Aba’nın yaptırdığı handan dolayı bölgenin adı “Argıthanı” olmuştur.(CERAN ,1996,s,.33) Anadolu Selçuklu döneminde kurulan bu kasaba zamanında Osmanlı devleti idaresinde iken nüfus azalması ve dağılma ile karşı karşıya kalmıştır. Bu dağılmaya sebep olan faktörde Osmanlı sosyal yapısında meydana gelen sosyal düzensizliktir . Çoğu zaman savaş dönemlerinde ortaya çıkan bunalımların sebebi büyük bir kesimi vergi sisteminden kaynaklanmaktadır . Harp dönemlerinde ve olağan üstü hallerde halktan idarecilerin türlü bahanelerle aldıkları para ve eşyaları vermeye gücü yetmeyecek kadar zayıf gelirli olan oymaklar bunları ödemekte güçlük çekmiş, kurtuluşu toprağını ve beldesini değiştirmekte bulmuştur. Vergi ödemediği için devlet idarecileri tarafından sıkıştırılıp ayrıca vergi tahsildarından lüzumsuz ayrı paralarda istenmesi neticesinde bu kişilerin istediğini alamaması bu köy ve kasaba halkının isyancı olarak nitelenmesine sebep olmuştur.Bu faktörler , halkı yerleşik hayattan konar, göçer, bir yapıyı özleyerek statüye geçmesine sebep olmuştur. (ORHONLU’ dan aktaran CERAN , 1996s, 31-32) 
2.4.2) XVIII. Asırda Argıthanı’nda İskan Hareketi ve Argıthanı’nın Yeniden Kuruluşu 
Derbenten Köylerin babı-ı ali tarafından çizilen bir hududu vardır . Derbentçiler , belirli hudut içindeki araziyi 
gözetlemek ve beklemekle görevli idiler. Bu yüzden diğer Derbendin sınırına müdahale edemezdi. Bu hudut içinde kalan hanlar, köprüler ve yolları beklemek, seyahat edenleri korumak onların sorumlulukları içinde bulunuyordu . Derbentçi köyler , köy sınırı içindeki yerler ile birlikte civardaki özenli geçit ve yollarda nezaret ediyordu. Yani bunlar için yeniden bir sınır çizmek diye bir problem yoktu . Fakat ıssız yerlerde kurulan han ve derbentlerde bunu teferruatı ile birlikte tespit etmek gerekiyordu . Sınır ihtilaflarının doğurduğu toprak anlaşmazlıkları hükümeti meşgul ederken bu gibi meydana gelecek problemleri önlemek istiyordu. Yeni kurulmuş veya düzen verilmiş müstahkem derbentlerden bazısına ait hudut name bulunmaktadır. 1721 yılında Konya’ya tabi Argıthanı Derbendi hudut namesi (11 ekim 1721 /18 Zilkade 1133 ) de Konya valisi Vezir Osman Paşa’ nın huzurunda Ilgın, Doğanhisar ve Akşehir naiplerinin de imzalarının bulunduğu hanlar ve derbentler hususunda mübaşir tayin edilen Dergah-ı Ali kapıcı başılardan Bahri Mehmet Ağa tarafından tespit edilmiş, bu hududun temyizi gösteren belge ile İstanbul’a gönderilmiş ve baş muhasebeye kaydedilmiştir . 
Konya’da Argıthanı derbentleri 25 Ocak l721 de verilen muaf namede Ziraat yaptıkları arazinin öşürünü toprak sahibine verdikten sonra , 2-3 yıl imdad-ı seferiye ve hazariye (Savas ve Savaş dışı vergi) ve tekalif’i 
örfiye,şaka ve öşür (örfi ve ağır görevler ve öşür) dür. Rutebi (rutbeler) isteğinden muaf tutulmuşlardır. 
(CERAN,1996,s.36) Argıthanı derbenti Sultan III. Ahmet’in saltanat devrinde Damat Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Şehirler kurmakta,mamureler İnşa etmekte deha derecesinde bir kudret gösteren İbrahim Paşa bir Eşkıya barınağı haline gelen bu geçitlere bir derbent kurmak için derhal imar ve iskan faaliyetlerine girişmiştir. (KONYALI,l945,s.635) Bu arada eşkıya saldırısı , huzur ve emniyet yokluğundan dolayı yerlerini terk eden Konya şehrindeki başı boş halkın belirli bir miktarını iskanı kararlaştırıldı. 1720 de Akşehir ile Ilgın arasında yeniden imar edilen Argıthanı’na bu şekilde 200-300 hane yerleştirilmek istendi. 100 hane Akşehir’deki halktan Ilgın kasabasındanda 30-40 hane başı boş halktan seçildi.(Maliye defteri tasnifi.1720.s.30). Fakat Argıthanı’na gönderilmesi gereken 200 haneden 2l ARALIK 1721 de 60 hane gelmiştir. (Maliye defteri tasnifi nden aktaran CERAN ,1996,s.39) Argıthanı’na , Harap olan ve halkı dağılmış olan köylerin halkıda getirildi. Turgut kazasına bağlı Gökçeler köyünün halkıda bu şekilde Argıthanı’na yerleştirilmeye devam edildi. Bunlar, Karaman oğulları ve Osmanlı Devletinde her 
Türlü vergiden muaf olan Atçeken’lerdi. Kendileri Ordunun ihtiyacı olan atları yetiştirirlerdi.(Maliye Tasnifi 
Defteri’nden aktaran CERAN, l996 ,s.40) Önceleri Doğanhisar’da haftada bir gün kurulan ve geniş bir bölgenin faydalandıgı pazar cıvarındaki dağda yaşayan yörüklerin asayişi bozmaları sebebiyle Argıthanı’na nakledilmek zorunda kalınmıştır. Bu pazarın buraya nakledilmesinde diğer bir sebepte büyük derbent tesislerini inşa edildiği Argıthanı’nın daha az bir zaman içerisinde şenlenerek büyük bir kasaba olma sının hedeflenmesiydi .(Maliye Tasnifi Defterinden aktaran CERAN, l996,s.42.). Yerleştirilen insanların fazla olması tahsis edilen araziyi yetersiz kılmıştır.Böylece sahipsiz ve kimsenin tasarrufunda olmayan topraklar derbent hudutları içine alınarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştır.(Maliye Tasnifi Defteri’nden aktaran CERAN, l996. s.42) Argıthanı’n da yapılması planlanan inşaat diğerlerine göre daha büyüktü. Burada han, mektep,mahkeme, hamam , su yolları inşa ettirildi.20 Kasım 1720 de yaptırılan keşifle 200 kuruşa mal olacağı anlaşıldı. İnşaatın sonunda hemen hemen büyükçe bir kasaba inşa edildi. (ORHONLU’dan aktaran CERAN.1996.s.42 ) 
2.4.3) Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Vakfiyesinde Argıthanı 
Konya ,Ilgın , Argıthanı kasabasında bulunan derbent ve kervansaray mamuresini III. Sultan Ahmet’in Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa yaptırmıştır. Bir Eşkıya kargahı haline gelen bu geçitde bir köy kurmayı tasarlamış derhal faaliyete geçerek burasını imar ettirmiştir. Bu müessese ile çevrenin asayişini sağlamıştır. (KONYALI,l945,s.634.) Bu vakfiyede Damat Nevşehirli İbrahim Paşa : “Cenabı- hakka hamd,Sultan II. Ahmet Han’ın Devlet ve saltanatının uzun sürmesi ve hayra vesile olması için duada bulunduktan sonra vakfiyeden çok kendi adına yaptırılan parlak güneş gibi ışık saçan camiinin Müslümanların namaz kılmaları,medresesinde islam bilim lerinin öğrenilmesi, çocukların eğitilip faydalı halde yetişmesi, l6 ocaklı handa 2 uzun saf ve geniş bir ahirda yolcu, tacir ve gariplerin kalması , yiyip içmesi , mahkemelerde hukuki işlerinin görülmesi vakfettiği çarşıda ticaret ve alışverişin devamı, yaptırdığı çeşmelerden üslümanların su alması ve yıkanması için hamam gibi dini hayır ve hizmetlerin devamı için Argıt hanına arazi,yaylalar,bağlar,bahçeler ve mezra vakfetmiştir. Bu kurduğu vakıf müessesesinin yaşaması ve 
devamı için vakıf idarecisi (mütevelli) ile vakfa hizmet eden medrese dersi , cami imamı vaizi,hatibi,müezzini , 
Kuran-ı Kerim okuyan hafızı,vakıf katibi,mektep muallimi , kalfası camiye bakan kayyum vakıflarda handa hayır şerbet dağıtıcısı için vakfettiği bu emlak ve araziden elde edilecek gelirlerle günde kaç dirhem, yılda ne kadar kile buğday alacaklarını hesaplayacak vakfiyesini koydurarak bu hizmetlerin devamına vesile olmuştur. 
Argıthanı kasabasına yeniden yaptırdığı hayır eserlerine vakıflar koymuştur. Bu hayır eserleri ve vakıfları ; 
Nevi Mevkii Hududu 
1- Camii Şerif Argıthanı kasabasında Güneyi Ömer oğlu Molla yeni yaptırdığı Musa , Batısı Yol 
2- Medrese Camii şerifin bitişiği Kuzeyi vakfettiği on dükkan on dükkan batısı mahkeme 
3- Mektep Camii şerif cıvarı 
4- Mahkeme dairesi Güneyi Molla Musa evi ,batısı Camii ,Kuzeyi han Cebel oğlu Evi , Güneyi 4 dükkan, Batısı Akar su ,Kuzeyi boş arsa ,Ba tısı çarşı, 
6- 10 boş dükkan Argıthanı kasabası Güneyi cami, batısı çarşı,batı sı mahkeme dairesi,Güneyi cad de , batısı Akarsu , Kuzeyi han batısı çarşı. 
Hayır Müesseseleri ve Vakıflarının : 
NEVİ MEVKİİ HUDUDU 
1-Büyük çeşme Argıt kasabasında Cami ile han arasında 
2-Küçük çeşme Argıt kasabasında Cami ile han arasında 
3-Sıgır pazarı Güney batısı Cadde ve han batısı han ağasının evi 
4-Kahvehane Güney ve batısı Cadde ve han, Kuzeyi , Batısı han ağasının evi 
5-Argıt kasabası arazisi vakıf sahibinin gelirleriyle ova,nehir,çay,dağ,çayır ve yay lalalrıyla birlikte bütün 
gelir ve haklarını vakfettiği arazi. 
6-Bütün gelir haklarıyla vakfettiği bahçeler. 
7-Bağlar 
8-Mezralar (Ekinler) 

Vakıf Hizmetkarı ve Görevi 
Günde aldığı Senede aldığı Görevinin nevi Düşünceler 
Dirhem Buğday kilesi 
10 5 Argıt vakıfları mütevellisi
10 5 Camii şerifi Ar.Vak.Hiz.Şartıyla Dersiamı(Ord.Prf)
10 5 Valze Ar. Vak. Hiz. Şartıyla
10 5 İmama Ar. Vak. Hiz. Şartıyla
10 5 Hatibi Argıt vakıflarına hizmet şartıyla
5 2 Argıt vakıfları şartıyla
5 2 Camii Şerif Müezzini 
5 2 Camii Şerifin devir hanı hafızı
5 2 Mektep Muallimi Vakıf hazırlığı şartıyla
3 1 Vakıflar menemetcisi (şerbetçisi)
3 1 Camii şerif kayyumu
2 1 Han sebil menemetcisi (şerbetçisi)
5 - Camii şerifin aydınlatması ve döşemesi için Vakiye,Karaman Eyaleti Muhafızı Osman Paşa’nın maarifeti,Devlet-i Ali kapıcı başlarından Ömer Ağa Oğlu Hacı Mehmet Bahri Ağa’nın vekaletiyle 1133/1717 yılı 10 zilkadesinde Ilgın Müftüsü tarafından yazılmıştır. Argıt ve Ilgındaki kendi vekili olan Mustafa Efendi tarafından tastik ve tescil edilmiştir.(VAKFİYE DEFTERİ’ den aktaran CERAN,l996, s.45) 
2.4.4) III. Ahmet Döneminde (1139/1729) Yılında Yapılan Ön Asya Haritasında Argıt Topkapı Sarayı Müzesi Yeni kütüphanesinin hazine kitapları kısmında yeni 447 ve Eski 386.36750 numarada kayıtlı bulunan bir harita 150x210 cm genişliğinde olup büyük bir itina ile ipek kumaş üzerine çizilmiştir. Harita İstanbul ile Hindistan arasındaki sahayı yollar ve konaklama merkezlerinin dikkatlice göstermektedir. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun o dönemdeki Anadolu Eyalet Teşkilatı Hakkında da bilgi vermektedir. (UNAT ‘tan aktaran CERAN, 1996,s.49) 
2.5.)XIX Asırda Osmanlı Salnamesinde Argıthanı Kazası ve Nahiyesi 
2.5.1)1285-1322 Konya Vilayet Salnamelerinde Argıthanı 
Argıthanı Kazası 1285 / 1868 yılında nahiye merkezi olarak görülmektedir. Bu yıl Ilgın kazasına bağlanmıştır. 
Argıthanı nahiyesi , Zaptiye Memuru Hasan Efendidir.(Konya 1285-1868 salnamesi) 
1300-1884 Yılında Argıthanı Nahiye Müdürü Hasan Efendidir. Bu yıl kasabada 2 Medrese 80 talebe vardır.(Konya 1300/1884 salnamesinden Aktaran ( CERAN 1996..s.57) 
1305/1889 Yıllarında Argıthanı Nahiye Müdürü Ömer bey Naip, Ali efendi hatip Kadri Efendi, Nüfus memuru Ömer Efendi, (Konya 1305/1889 salnamesinde Aktaran (CERAN,1996.s.57) 
1312/1894 yılında Argıthanı nahiye müdürü Mehmet Hilmi Efendi, naip Osman Efendi , Katip Nuri Efendidir. Bu yıl Argıthannında 6 mahalle buraya bağlı şu dört köy vardı. 1.İhsaniye, 2 İlyaslar, 3 Eldeş, 4 Ağalar (Konya 1312/1894 salnamesinden aktaran CERAN .1996 s.97 ) 
1317/1901 Yılında Argıthanı Nahiye Müdürü Şerif Ali Efendi naiplik boş, Katip Ahmet Efendidir. Nahiyenin güncel nüfusu 1404 dür. Nahiyede 1 Hükümet konağı 3 camii ve mescit , 2 mektep, 2 medrese, 20 dükkan ve mağaza , 100 tezgah, 2 fırın , 4 değirmen , 4 kahvehane vardır. 
Yeni usulle eğitim yapan 1 mektep ile 25 talebe eski usulle eğitim yapan 10 mektep 200 kız ve erkek talebe , 2 medrese , 2 müderris 42 medrese talebesi vardır. 
Nahiyede 120 Öküz ,100 manda, 6049 koyun ,33 kıl keçisi,1506 tiftik keçisi,100 at,200 merkep vardır.(Konya 1317/1901 salnamesinden aktaran 125-126 CERAN 1996.s.57) 
(1325/1909 Yılında Argıthanı Nahiye Müdürü Rüştü Efendidir.(1325/1909 yılı Hamidiye Mektebi İmtihan cetvelinden aktaran CERAN ,1996,s.57) 

Daha Büyük Görüntüle Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Argıthanı Kasabası haritası
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Argıthanı Kasabası resimleri
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları
Hanife ŞENOZAN / Argıthanı Belediyesi

Ilgın Aşağıçiğil Kasabası

Ilgın'ın Beldeleri
Ilgın Aşağıçiğil Kasabası
Ilgın Aşağı Çiğil Belde Belediyesi
Aşağıçiğil belde beleyesi Çiğil Türkleri Çiğil Türkleri; İlk Müslüman Türk Devleti “ Karahanlılar Devleti ” ni kuran, büyük bir kavimdir. Bu kavimleri tanıtmak aslında tarihçilerin görevidir. Ancak bu konuda boşluk hissedildiğinde, halk kültürü araştırmacıları devreye girerek bu boşluğu doldurmaktadır. Çiğil Türkleri ülkemizin muhtelif yerlerinde, Avrupa ’ da ve Orta Asya ’ da geniş bir çoğrafyada halen yaşamaktadır. Konya ’ mızda yaşadıkları bölgeler, Aşağı Çiğil, Yukarı Çiğil Kasabaları ve Karapınar ’ ın Çiğil Köyleri ’ dir. Bu bölgelerde yaptığım araştırmalarda, özellikle “ yer adları ” bunu ispatlamaktadır. Bu haftaki yazımızda, siz değerli okuyucularımıza “ Çiğil Türkleri ” hakkında bilgi vermek istiyorum. Çiğil Türkleri ’ nin İslamiyete yaptıkları hizmetler ile, kültür ve sanatları ile ilgili bilgileri daha sonraki haftalarda sizlere sunacağım. Çiğil; Ortaçağ ’ da, Orta Asya ’ da yaşayan bir Türk kavminin adıdır. Ord.Prof.Dr.A.Zeki Velidi Togan Çiğil kelimesinin “ iç oğlan ” anlamına gelen “ iç-gil ” kelimesinden geldiğini belirtmektedir.(1) Bu kelime tarama sözlüğünde “ çiğin ” olarak kullanılmıştır. Eski Türklere ait İran rivayetine göre cihanşumul bir Türk Devleti kuran Çiğil Türkleri ’ nin şehir merkezi, Isık Gölü ’ nün batısındaki Koçukarbaşı ve Zerefşah kıyısındaki Bakırkale, Beykend ve Kaşgar idi. Bu devletin hükümdarı Tunga Alp ’ dir. Tunga Alp hükümdar, İranlılar ile savaşıp, galip gelince Hamun Gölü taraflarına ve İran içlerine kadar ilerlemiş, burada yenilince Altaylar ’ ın doğusundaki büyük göllerdin birinin (Koso-Göl veya Baykal) civarına Ruyi Diz şehrine çekilmiş, son olarak memleketin batı kısmı olan Azerbaycan ’ a gelmiş, orada İranlıların eline geçerek öldürülmüştür. Onuncu yüzyılda yazılmış, yazarı bilinmeyen Farsça Hududu ’ l-Alem adlı coğrafya eserine göre, Çiğiller Türklerine genellikle Çiğiller denilmiş ve böyle yazılmıştır), güneyde Tohsilere, kuzeyde Kırgızlara, Karluklara komşu idiler. Bir kısmı göçebe, bir kısmı da yerleşik olup az sayıda fakat güzel kasaba ve vardı. Başlıca zenginlikleri at, koyun, deve ve sığır sürüleri idi. Bazıları aya ve yıldızlara taparlardı. hayırsever insanlardı ve hanları da kendilerindendi.(3) 842 yılında Çiğil Türkleri Yağma Oymağı ile birlikte Karahanileri ayakta tutarak, Türkistan ’ ın idaresindesahibi olmuşlardır. 760 yılından itibaren Yağma Oymağı ile beraber Kaşgar, Fergane ve Taşkent idare etmişlerdir. (4) Onbirinci yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, Çiğiller ’ in üç kola ayrıldıklarını belirttikten sonra bu kollardan göçebe olup, Barshan ’ ın kuzeyindeki Kuyas Kasabası ’ nda yaşadığını söylüyor. Yerleşik olan öbür iki birisi, Tıraz (Talas) yakınlarında bir kasaba, öteki de Kaşgar bölgesindeki bazı köyleri oturuyordu. Mahmud, Oğuzlarla Çiğiller arasında eski çağlarda savaşlar olduğunu, bu yüzden aralarındaki düşmanlığın kendi zamanına kadar sürüp geldiğini de yazmaktadır. Yine aynı yazar, Oğuzların Ceyhun ırmağından Çin ’ e kadar olan yerlerdeki bütün Türklere yanlış olarak Çiğil adını verdiklerini de söylemektedir. Onbirinci yüzyılın ikinci yaryısında Maveraünnehr ’ e yayıldıkları anlaşılıyor. Nitekim Selçuklu Sultanı Melikşah, Semerkant üzerine yaptığı bir seferde onlarla karşılaşmıştır. Hatta bunlar, kendilerine bulunmadığı için, Melikşah ’ a sitem etmişlerdir. Çiğiller İslam Ülkelerinde güzellikleri ve cesaretleri tanınmışlardır. Farsça sözlüklere giren Çiğil, Türkistan ’ da güzellikleriyle tanınmış bir şehir olarak açıklanmıştır.(5) Çiğil Türkleri öztürkçe konuşurlardı. Şiveleri de tekti. Kızgız, Oğuz, Tuhsi, Yağma, Iğrak ve Çaruk şiveleri de Çiğil şivesinin aynısı idi.( 6 ) Çiğil lehçesinin, Orhun Abideleri ’ nin dilinden hiçbir farkı Ondördüncü asırda Çiğil kabilesi Karluk, Tukhsı ve Argu Kabileleri ile birlikte Çu havzasına 12. ve 13. önce yerleşmiş, bu asırda bir ara ortadan kaybolmuşlar, kaybolunca buraya yeni oymaklar yerleşmiştir.( Bulgar kabilelerinden Eşgil, Tukhsi ve Kasan kabileleri Çiğil Türkleri ’ ndendir. Macarların Sze ’ kely Çiğil Türkleri ’ nin Doğu Avrupa ’ da yaşadığı dönemlerde orada kalan uzantılarıdır.(10) Semerkant ’ ta, Yağma Kabilesi ile birlikte yaşayan Çiğil Türkleri 1090 yılında Selçuklu hakimiyetine ayaklandılar. Semerkant valisi kaçmak zorunda kaldı. Doğu Karahanlı sülalesinden Yakup-Tekin ’ i davet eden Çiğiller, kısa zamanda ona karşı ayaklandılar. Bu ayaklanmayı duyan Melikşah, daha ayrıldığı Semerkant ’ a gelerek Yakup-Tekin ’ i yakalayıp, durumu sakinleştirerek İstihan ’ a geri dönmüştür. (11) Çiğil Türkleri ’ nin sembolu “ arslan ” idi. DİPNOTLAR: 1. Ord.Prof.Dr.A.Zeki Velidi Togan. Umumi Türk Tarihi ’ ne Giriş. İ.Ü.Ed.Fak.Yayınları.-1534. İstanbul s.22 2. Ord.Prof.Dr.Togan. a.g.e. s.19 3. Türk Ansiklopedisi. Cilt 12 s.2 4. Ord.Prof.Dr.Togan. a.g.e. s.431 5. Türk Ansiklopedisi. Cilt 12. s.2 6. Kamuran Gürün. Türk Tarihi. İstanbul-19.. s.102 7. Prof.Dr.Faruk Sümer. Oğuzlar (Türkmenler) İstanbul-198/ s.557 8. Ord.Prof.Dr.Togan. a.g.e. s.82 9. Ord.Prof.Dr.Togan a.g.e. s.198 10. Ord.Prof.Dr. Togan a.g.e. s.158 11. Gürün. A.g.e. s.320 Çigiller kimdir? “ 10. ve 11. yüzyıllardaki en tanınmış Türk topluluklarından biri de Çigiller ’ dir. Bunların aslında Karluklar bir boyunu teşkil ettikleri, Mervezi ’ ye dayanılarak kaydedilmişti. Çigiller, o kadar büyük bir topluluk daha 10. yüzyılda müstakil bir Türk kavmi sayılmışlardır. Hududu ’ l-alem ’ de Çigiller ’ e dair şu bilgiler veriliyor: Bu Çigiller aslında Karluklar ’ dandır. Bunların çoktur. Çigil ülkesinin doğu ve güneyini Karluk ülkesi, batısını Topsılar ’ ın yurdu teşkil eder; kuzeyi Kırgızlar ’ ın yurdudur. Karluk ve Kırgız ülkelerinde ne gibi nesneler var ise, Çigil ülkesinde de aynı şeyler bulunur. Onların çoktur. Çigiller ’ in ekserisi çadır ve alçıklarda yaşar; şehir ve köyleri azdır; servetlerini sığır, koyun ve eder. Çigiller ’ den bazıları güneşe ve yıldızlara tapar. Onlar iyi tabiatlı, cana yakın, şefkatli insanlardır. Hükümdarları kendilerindendir. Çigiller ’ in varlıklarını 11. yüzyılda kuvvetle korudukları görülüyor. Kaşgarlı onlardan göçebe bir Kuyaş ’ ta yaşadını söylüyor. Kuyaş ’ ın, İli ırmağı üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Yine aynı müellifimiz bir bölüğünün de Taraz yakınında bulunduğunu yazıyor ki bu, el-Mukaddesi ’ nin zikrettiği Çigil kasabasındakiler olacaktır. Çigiller ’ den üçüncü bir kol da Kaşgar köylerinde yaşıyordu. Buna göre 11. yüzyılın ortalarında arasındaki yerleşik hayata geçme faaliyetleri gelişmiştir. Onlardan göçebe hayat geçirenleri ancak havzasındaki Kuyaş ’ ta yurt tutmuş olanlarıdır. Bundan başka aynı yüzyılda Maveraün-nehr ’ de de Çigiller ’ den kalabalık bir topluluğun yaşadığını Ancak 12. yüzyıldan itibaren Çigiller ’ in adlarına rast gelinemiyor. Bu husus şüphesiz onların hemen tamamıyla yerleşik hayata geçmeleriyle ilgilidir. Anadolu ’ da beş veya daha ziyade Çigil adının görülmesi Çigiller ’ den bazı mühim zümrelerin bu ülkeye olduklarını gösterir. Bunların Moğol istilasından önce gelmiş olmaları çok daha muhtemeldir. Son gençlerinin yakışıklılıkları, cana yakın ve sevimli olmaları ile İran edebiyatında akisler yapmış olduklarını kaydedelim. ” (Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, S.69-70)

Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Aşağıçiğil Kasabası haritası
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Aşağıçiğil Kasabası resimleri
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Beykonak Kasabası

Ilgın'ın Beldeleri
Ilgın Beykonak Kasabası
Ilgın Beykonak Belde Belediyesi
Beykonak belde belediyesi Ilgın'ın 17 km. güneydoğusunda, Sultan dağlarının bir kolu üzerinde Ambayıt, Kuzubayıt, Kirazlı dağları ile çevrilen bir vadi yatağındadır. Kuzey ve batı tarafında plato niteliğinde alçak engebeler vardır. Köy içindeki su kaynağı Hatıllı, büyük bir havuzla Merkez caminin önünü süsledikten sonra Atuçuran dağlarından doğan Yukarı çay ile birleşerek Beykonak ve Mahmuthisar da arazileri sular, Bolasan çayı olarak devam eder. Yakın zamana kadar Hatıllı deresi üzerinde Tekke, Kayaaltı, Bettik, Abaz ve Gavur değirmenleri gibi su ile çalışan değirmenler vardı. Adlarından anlaşılacağı üzere bu değirmenler bulunduğu eski köylerin adları ile anılmaktadır. Beykonak Kasabası eski adı ile Tekke veya Mahmuthisar tekkesi'nin kuruluş ile ilgili kesin bilgiler yoktur. Oğuzların değişik boylarından gelen Göçerler tarafından son 300 yılda kurulmuş bir Yörük köyü olduğu anlatılmaktadır. 1961 yılına kadar adının Mahmuthisar Tekkesi diye söylenmesinden anlaşılacağı gibi, yerleşim bölgesi olarak Beykonak en eski yerleşim yerlerinden Mahmuthisar ve Eldeş köyü ile coğrafi ve tarihi bir bütünlük içinde ele alınmalıdır. Çevrede Tekke adıyla bilinen Beykonak Kasabası, adını kasabanın doğusundaki Dediği Sultan Tekkesi nden almıştır. Abbas Höyüğü (Abaz), Gidiriş, Şavaltı, Sungurbey ve Minnet Mezarı kasabanın önemli ören yerleridir. Mahmuthisar Höyüğündeki kale, hamam ve kilise kalıntıları, su yolları bölgenin Hitit, Frigya , Roma ve Bizanslılara ait önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Bu bölgeden getirilen işlenmiş resimli ve yazılı taşlar Dediği Sultan Tekkesinin inşaatında kullanılmıştır. Beykonak adını kuruluşu sırasında Mahmuthisarlılar la olan sürtüşmelerinden ve Dündar AYDOĞDU hocamızın ifadesiyle Beykonaklının eğri şapkalı, gözüpek ve gasalak lığından aldığı anlatılmaktadır. Tekke çevresindeki asırlık palamut ve çam ağaçları halkın kutsal saydığı tekkenin koruması 
altındadır. Dediği Sultan Tekkesi 1180 M. (576 H). tarihinde II. Kılıç Arslan\'ın azatlı cariyelerinden Sanavber Hatun tarafından bir mescit olarak yaptırılmıştır. Dediği Sultan Tekkesinin Beykonak ta bulunması nedeniyle kasabanın 12. yy. ve sonrası tarihi ile ilgili bilgilere rastlanılmaktadır. Vakıflar Müdürlüğü Vakfiye Kayıt Defterinde Tekke ye ait vakıflar yazılıdır. Çevredeki zamanın köylerinden Geçit, Bödük ve Yekdiğin vb. . . köylerinden arazilerin ve değirmenlerin belirli oranlarda Tekke ye vakfedildiğine rastlamaktayız. Ayrıca 
Mahmuthisar da 2 timar sipahisi olduğunu, 5600 akçelik verginin Ilgın Subaşısı dahil 6 kişi tarafından 
paylaşıldığını, öşürün yarısı olan 1934 akçenin Tekke Şeyhi Dediği Dede\'nin oğlu Genç Aslan\'a verildiğini 
öğrenmekteyiz. 

Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Beykonak Kasabası haritası
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Beykonak Kasabası resimleri
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Gökçeyurt (Kempos) Kasabası

Ilgın'ın Beldeleri
Ilgın Gökçeyurt Belde Belediyesi
Ilgın Gökçeyurt (Kempos) Kasabası
Ilgın Gökçeyurt (Kempos) Belde Belediyesi ılgın’dan 18 km. güney doğusunda. Sultan Dağları’nın tam ortasında, kocaman bir koyakta. Halkın Yumurta Tepe, Çam Deresi ve Akdağ dedikleri dağların arasında. Bütün dağ köylerinde, beldelerinde olduğu gibi geçmişin onlarca kültürünün izi var. Kuruluşu Selçukluların ilk yıllarına dayanıyor. Kempos adı da at yetiştirilen yer, hara anlamına geliyormuş. Başarakavak’ın yaylalarında çok değerli atlar yetiştirilirmiş. Belki burası da Selçuklu sultanlarına at yetiştiren bir belde olabilir, yerleşimi, arazi yapısı da buna uygun. Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık ama ancak kendilerine yetecek kadar üretebiliyorlar. Köyün tam ortasında bir havuz var. Başkan Eşref Korkmaz, bu havuzu alabalık tesisi yapacağını söylüyor. Belde halkının dediğine göre havuzun suyu yazın buz gibi kışın ise ılık oluyormuş. Çevreden gelen satıcılar da mallarını havuzun kenarında satıyor, havuzun serinliğinden yaralanıyorlar.
Beldenin birkaç km batısında bir mağara var. Üreticiler buraya tuluk peynirlerini koyuyor, güzün alıyorlarmış. Bu küfle peynirlerin İstanbul’dan bile isteklileri oluyormuş. Jeneratörle aydınlatılan mağarada dışarıda ortalık 
yanarken içerde üşüyor insan.
Gökçeyurt, eski adıyla kembos veya kempos, yayla turizmi ve kamp yapmak isteyenler için bulunmaz bir cennet. Her biri ayrı güzellikte onlarca yaylası var. En uygunu gurup olarak gitmek.Yiyecek sorunu yaşamamak için tedarikli gitmekte fayda var. Ayrıca ve zamanı olanlar için bu bölgede görmeye değer güzellikte bölgeler var. Bulcuk Göleti ve çevresi, Mahmuthisar doğal göleti, Tepeköy yaylaları, Başarakavak yaylaları hepsi birbirinden güzellikte. Canınız soğuk bir ayran istediğinde karşınıza çıkan ilk köylüye sıcacık bir merhaba demeniz yeterli.
GÖKÇEYURT (KEMPOS) :
İlçemizin 18 km güneydoğusunda, Sultan Dağları'nın bir uzantısı olan, Yumrutepe, Çamderesi ve Akdağ ile çevrili ormanlık bir arazide çıkan su kaynağının çevresinde kurulmuş, 1945 rakımlı şirin bir kasabamızdır. Kempos; At yetiştirilen yer, hara anlamındadır. Daha sonra adı Gökçeyurt olarak değiştirilmiştir. 300 hanelik kasabada 865 kişi yaşamaktadır. Eski bir yerleşim yeri üzerinde kurulmuş olan kasabada Örenler ve Elmalı mevkilerinde İslamiyet öncesi dönemlere ait resimli ve yazılı taşlar bulunmuştur. Özlem mahallesi ve Gümüş mahalle olmak üzere iki büyük mahallesinde; Humalar, Zarifler, Kulalar, Tırıslar ve Osman Efendiler adlı sülaleler yaşamaktadır. Örenler, Yarıktaş, Armutlu; Cırıkçı, Kozlu ve Ketenlik başta olmak üzere 10 civarında yaylası vardır. Ayrıca ilçemizin yüksek dağlarından Morbel Tepesi Gökçeyurt Kasabasının sınırları içerisindedir. Yüksekliği 1875 metredir. Kurtuluş Savaşı sırasında, Ilgın Manevralarını yöneten Fahrettin Altay Paşa'nın emir subaylarından Osman Efendi buralıdır. Osman Efendi'nin torunlarından Osman Elmalı dedesinin Fahrettin Altay'la birlikte İzmir'e çıktığını, dedesinden dinlediğini söylemektedir. 9 sınıflı İlköğretim okulu, 10 öğretmeni, 2 camisi 2imamı ve 2 imam evi 1hizar, 3demir doğrama atölyesi vardır . İki katlı, kerpiç yapılı ve bazıları toprak damlı evlerde yaşayan halkın geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Hayvancılığın gelişmesi için alınan 4 boğayı Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı beslemektedir. Üretilen peynir kasabada bulunan bir inde saklanarak doğal yöntemlerle küflü peynir elde edilmektedir. 3 000 dekar arazisinin, 1 000 dekarında sulu tarım yapılmaktadır. Şeker pancarı, haşhaş ve kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar sebze ve meyve üretimi yapılmaktadır. İlçe tarım Müdürlüğünden temin edilen 1 600 adet tüplü ceviz fidanının uygun yerlere dikilerek erozyonla mücadele edilmesi belediyenin ve kasaba halkının örnek bir davranışıdır. Kasabada 7 km. uzaklıktaki Karaburun ve Dumlu su kaynaklarından getirilen içme suyu kapalı şebeke 
ile evlere dağıtılmıştır. Sertlik derecesi düşük şifalı bir sudur. Kasaba içindeki Çaybaşı mevkiinden çıkan su 
hemen yanında küçük bir havuz oluşturarak aşağıya doğru akmaktadır. Beyşehir Gölü ile bağlantısı olduğu anlatılan bu kaynaktan yün ve çamaşır yıkamada, sulamada yararlanılmaktadır. Kasabaya ayrı bir güzellik veren bu su yazın buz gibi soğuk, kışın ise ılık ve buharlıdır. Köy odası geleneğini, çağımıza uygun şekilde devam ettiren kasabamızdaki Ahmet ADIGÜZEL'in ve Mehmet ÖZTÜRK'ün odaları modern şekilde hazırlanmış ve gelen misafirleri ağırlamakla birlikte, bu odalar dini bayramlarda toplanma ve bayramlaşma yeri olarak kullanılmaktadır. Kasabada okuma oranı düşük olmasına rağmen Erdemli Emniyet Müdürü Şinasi DEMİRBAŞ, Selçuklu Kadastro Müdürü Halit ELMALI, eczacı Sabri ARSLAN, Pancar Kooperatifi eski başkanı İsmet TURAN kasabamızın yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden bazılarıdır. Temiz havası, orman manzarası, şifalı suları, yüksek yaylaları, Örenler, Elmalı ve “Asurlu papazların günah çıkarttığı yer” anlamına gelen Asarlık tepesi gibi tarihi yerleri ile Gökçeyurt, söylenmemiş bir masal gibidir. Kasabanın her bölgesi bir piknik alanı ve bir mesire yeri özelliğindedir. Kanalizasyon tertibatının kurulması, kasaba içindeki yolların düzenlenmesi,kasabanın önemli sorunlarındandır. 

Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Gökçeyurt (Kempos) Kasabası haritası
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Gökçeyurt (Kempos) Kasabası resimleri
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Balkı Kasabası

Ilgın'ın Beldeleri
Ilgın Balkı Kasabası
Ilgın Balkı Belde Belediyesi
Balkı belde belediyesi Ilgın'ın 16 km. güneyinde Sultan Dağları eteklerinde, kuzeybatısında Asarlık, Yakıncadağ, batıda Dibekli Tepesi, Deveyokuşu güneyde Bozburun, Yarıkkaya, Kireçen doğuda Irbazan sırtları, güneydoğuda Kayaönü, Kirezliçukur, Gövenli tepeleri arasında geniş bir vadide Battal Deresi etrafında kurulmuş şirin bir orman kasabamızdır. Kasabamızın kuruluş tarihi hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte 1584 yılında Osmanlı arşivlerinde 6 000 akçelik vergi kaydına rastlanmıştır. 1960 yılında MTA'dan maden mühendisi Baki CANİK'in araştırmalarında tarihi caminin bulunduğu tepe, Balkı Deresi'nde Navruzlu Burun tepesi ve Gülpınar tepesinde 9. yüzyılda kurşun madeni işlenen üç fırının bulunduğu anlatılmaktadır. Eski cami bu fırınlardan birinin külleri üzerinde, temeline ağaç hatıllar atılarak yapılmıştır. Caminin dikdörtgen, kubbesiz ve toprak damlı, direklerin uzun ve kalın ağaçlardan oluşu Selçuklu mimarî tarzını hatırlatması nedeniyle kasabanın kuruluşunun Selçukluların son döneminde olduğu tahmin edilmektedir. Kürtlük, Ağısmıyıl ve Belören mağarası kasabanın ören yerleridir. Çift sürerken tesadüfen çıkan mezarlarda küpler içerisinde kül ve kemiklerin bulunması, bölgenin İslâmiyet öncesi bir yerleşim yeri olduğuna işaret etmektedir. Gökçeyurtlu eczacı Sabri ASLAN'dan öğrendiğimize göre Gökçeyurt'ta da bulunan Asarlık tepesinin anlamı; “Asurlu papazların günah çıkarttıkları yer” anlamındadır. Kasabamızda bulunan 
Asarlık mevkiinde yığma olduğu belli olan Hocaların Höyükte eski dönemlere ait çanak ve çömlek parçalarına rastlanmıştır. Kasabanın doğusunda “Mederese” adlı mevkiide 13. yüzyılda eğitim-öğretim yapılan medresenin temelleri mevcuttur. Baş[Only registered and activated users can see links. ] ve Balkı kasabaları arasında bulunan Adaras mevkiinde Ağalar, Bulcuk ve Saraycıktan gelerek Antalya'ya kadar uzanan tarihi “Tuz yolu” üzerinde Roma döneminde “Adriyanus” adlı bir şehir merkezi vardır. Bu merkezde yolcuların konakladığı bir hanın olduğu, yol ve köprü yapımı sırasında ortaya çıkan işlenmiş taşlardan anlaşılmaktadır. Aynı mevkiinin, Bulcuk ve Gökçeyurt'taki Elmalı'dan geçen İpek Yolu'nun üzerinde olduğu anlatılmaktadır. Bilgilerine başvurduğumuz kasaba eşrafından Hüseyin AYDIN (d. 1914) ve Mehmet YILDIZ, köyü ilk kuranların yörükler olduğunu ve eski caminin çevresinde yedi haneden ibaret olduklarını, çevrenin bataklık, sazlık, balkanlık bir yer olması nedeniyle, “Balkı” adının buradan geldiğini anlattılar. Ayrıca “Konya İl Yıllığı”'nda “balkı” kelimesinin anlamı; “Kırım topraklarında Kara Deniz'e dökülen Don ırmağı çevresindeki çamur çukurlarının adı” olarak geçmektedir. İki katlı, kerpiç yapılı, çoğunluğu kiremit çatılı, 
bir kısmı da toprak damlı avlusu olmayan, bazıları birbirine bitişik evlerden oluşan kasabada 450 hanede 2 200 kişi yaşamaktadır. Halkın geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Bazı aileler de pancar işçiliği ve Ilgın Şeker Fabrikası'nda kampanya işçisi olarak çalışmaktadırlar. Dışarıya göçün durduğu kasabamızda Kavak deresi ve Battal deresi etrafında meyve ve sebze üretimi yapılmaktadır. Derez mevkisinde üzüm bağları vardır. Üzümler kurutularak ve pekmez yapılarak aile içinde tüketilir. 
20 000 dekar tarım arazisi, 50 000 dekar orman arazisi, 20 000 dekar bağ-bahçe vb. sulanır arazisi olan kasabada; 110 traktör, 1 biçer, 8 minibüs ve 4 kamyon vardır. 27. 12. 1998'de kasaba olan Balkı'nın ilk belediye başkanı Yücel DİLEK'tir. Yöresel deyimlerle Dibekbaşı, Ganelarası, Hanyolu ve Asarlık adlı 4 mahallesinde yaşayan sülâle adlarından bazıları şunlardır: Gücümenler, Gocaoğlanoğulları, İmirzeler, Kedhüdâoğulları, Hasanbaşoğulları, Deveoğulları, Deveciler, Battiler, Karaküpeler, Hacı Musalar, Hocalar, Hatıplar, Hacı Hasanlar, Afıyancılar'dır. Okuma oranı çevre köy ve kasabalara göre oldukça yüksektir. Yardımsever işadadamı müh. Mehmet Ali AK Uşak Şeker Fabrikası müdürü müh. Ali TÜRK SARI bakanlık müfettişi Emre SARI, genel cerrahi uzmanı Dr. Seyit Ali DENİZ, Dr. Mustafa DİLEK, Dr. Aşkın YAŞAR. , Dr. Mümtaz AK, Veteriner Nuri SARIKAYA, Av. Gürsoy BİLGİN, Av. Murat ARI, yüzbaşı 
H. Sami UYAR, Mühendisler; Nevzat CANBAL, Ali İhsan ARI, Hüseyin DENİZ, 50 civarında öğretmen, 50'ye yakın emniyet görevlisi ve din görevlisi kasabamızın yetiştirdiği kişilerden bazılarıdır. 10 sınıflı okulu, 12 öğretmen, 2 cami, 1 imam, 1 Kur'an Kursu, belediye binası, belediyenin 4 dükkanı, 1 makam arabası, 1 kamyon, 1 kepçesi vardır. Köy odaları bayramlarda, düğünlerde, “ölü başı” olarak adlandırılan başsağlığı dileklerinde, hacı ve asker uğurlama törenlerinde buluşma yeridir. Hacı Hasanların oda, İmirzelerin oda, İmamların oda, Danaların oda, Hacı Musaların oda, Receplerin oda bunlardan bazılarıdır. Köy odaları sadece kış sohbetlerinin yapıldığı bir yer değildir. Köylülerin birlikte eğlendiği, birlikte acıların paylaşıldığı, toplumsal barışın ve kaynaşmanın sağlandığı yerlerdir. İçme suyu, Kavakderesi mevkiinde Yörükmezarı kaynağından gelmektedir. Kapalı şebekeden evlere dağıtılan su yetersizdir. Ürümbeği (Rumbeyi-Üzümderesi) mekiinden gelen su ise 3 mahalle çeşmesi ile halka dağıtılmaktadır. Ağılönü ve Balkı deresi asfalt kenarına yapılan çeşmeleri ile ilçemizin en güzel piknik yerlerindendir. İçme suyu, kanalizasyon, sağlık ocağı ve personeli, Kavakderesi mevkiine gölet yapılması, derin kuyular açılarak sulu tarıma geçilmesi, kasaba içindeki cadde ve sokakların düzenlenmesi kasabanın önemli sorunlarıdır. Hacet Namazı: Kasabamızda kuraklığın yaşandığı dönemlerde yağmur duasına çıkmak gelenek halindedir. 70 000 tane taş toplanır, duası okunan taşlar çuvallara doldurulur, akarsuyun içine konulur. Komşulardan yağ, un, bulgur, para, koyun vb. toplanır. 3 gün belirli zamanlarda duaya çıkılır. Ceketler ters giyilir, eller ters tutularak dua yapılır. Küsler barıştırılır, helallaşılır. Koyun ve kuzular meleştirilerek emiştirilir. 3. günde duadan sonra kadın-erkek bütün köy halkı, davet edilen komşu köylerle birlikte yemek yenir. Allah'ın rahmeti istenir. Kasabamızda Folklor: Balkı'da düğünlerde söylenen ve çevre köylerde hiç rastlanmayan kasabamıza has “Aleylim” adlı bir türkü vardır. Eskiden gelin kız elinin kınasını sabah namazı çayda yıkar ve çayın kenarına madenî bir para bırakır. Bu sırada “yenge” denilen yöresel kıyafetler giymiş genç kızlar “aleylim” çalar, “cebel” denilen düğüncü delikanlılar tüfek atarak kızlara eşlik ederlerdi. 

ALEYLİM 
Çıktım iğdenin dalına kırılıverdi yar aman da kırılıverdi, 
İğdeyi tutan ellerim yoruluverdi yar aman da yoruluverdi, 
Elin oğlu pek zalım imiş darılıverdi yar aman da darılıverdi. 
İndim yarin bahçesine taş bulamadım yar aman da taş bulamadım, 
Kendime minasıp eş bulamadım can Alim de eş bulamadım, 
Yüzükler yaptırdım kaş bulamadım can Alim de kaş bulamadım. 
İndim yarin bahçesine ayvalık narlık yar aman da ayvalık narlık, 
Ayvayı tutan ellerin görmesin sağlık yar aman da görmesin sağlık,

Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Balkı Kasabası haritası
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Balkı Kasabası resimleri
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Çavuşçugöl Kasabası

Ilgın'ın Beldeleri
Çavuşçugöl Kasabası
Ilgın Çavuşçugöl Belde Belediyesi
Çavuşçugöl sakinlerinin menşeini tek bir oymağa bağlamak zor gözükmektedir. Çavuşçu'yu kuran aile, dışarıdan gelenlere büyük bir alicenaplıkla kucak açmış olmalıdır. Nitekim bugün bile dışarıdan gelen aileleri kabullenmede güçlük çekmeyen bir anlayış hakimdir. Hatta bu durum bağlı bulunduğu ilçe için de söylenebilir. Dolayısıyla Çavuşçugöl'de birkaç, belki birçok Türk oymağının izlerini bulmak mümkündür. Fakat Çavuşçulular etraflarındaki köylerin halkını "Yörük", "Türkmen", "Muhacir", "Göçmen", "Çerkez" olarak tanımlarken kendilerini bütün bu sıfatlardan azade bir şekilde ve mutlak manada "Türk" olarak tanımlarlar.
Kasabanın merkezinde ve doğusunda yer alan Koca Hüyük'le Küçük Hüyük, Sarayaltı, Kurugöl, ombaktepe Çavuşcugöl’ün eski bir yerleşim birimi olması ihtimalini güçlendirmektedir. Bazı evlerin duvarlarında veya avlularında bulunan mermer sutun başlıkları, küpler, resimli ve yazılı kayalar[2]da bunu ispatlamaktadır. Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof.Dr. Hasan BAHAR, Çavuşçugöl civarında bir-iki tümülüs belirlediğini ifade etmektedir. Ne var ki sadece birkaç yüz yıllık tarihi hakkında bilgi bulunabilmiştir. Osmanlı Devri haritalarının incelenmesi belki bir fikir verebilir.
Eski Camii, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde eş-Şeyh es-Seyyid Abdurrahman Efendi vakfı olarak kayıtlıdır. Camiye yakın olup 30-40 yıl öncesine kadar kör bir kuyu olarak varlığını koruyan Kocakavak Mevkii'ndeki Şıh Kuyusu'nun ve Çavuşçu Çayı'ndan eskiden Maden veya Hüyük olarak anılan mevkiie doğru su taşıyan Şıh Irmağı'nın isimlerinden hareketle söz konusu Şıh (veya Şeyh) ailesinin Çavuşçu'nun kurucuları olduğu sonucuna varılabilir.
Ne yazık ki Eski Cami'nin etrafındaki mezarlar yeni ilçe yolunun açılışı esnasında düzlenmiş, mezar taşları da 
korunamamıştır. Eski mezarlıkta çevre/ihata duvarında malzeme olarak kullanılan bir kısmı yarısına kadar toprağa gömülü mezar taşları günümüze intikal etmiş olup fotoğraflanması ve üzerlerindeki Osmanlı Devri Alfabesi'yle yazılmış kayıtların Günümüz Alfabesi'ne dönüştürülmesi Çavuşçugöl tarihinin aydınlatılmasına katkı sağlayabilir. Çavuşçu, Osmanlı Devleti zamanında Ilgın'la birlikte barut imalatında büyük öneme sahip güherçile merkezlerinden birisi olarak hizmet vermiştir. Barut imalatçılarının Çavuşçu'da çalıştıklarına şahit olan görgü tanıkları halen hayattadır. Hayatta olanların anlatımlarından Çavuşçugöl'ün Cumhuriyet'in ilk 50 yılında barut imalatına hizmet etmeyi sürdürdüğü sonucuna varılabilir. İlk adı yöresel ağızla “Çavışcı” olarak telaffuz edilen “Çavuşçu Köy”dur. Bu isim, köyün 1972’de belediyelik olmasından sonra “Çavuşçugöl” olarak değiştirilmiştir. Belediye, 2008 yılında yasa gereğince nüfusu yetersiz kaldığı için kapatılacakken 20 (yirmi) yılın üzerinde bir süredir hizmet verdiği, Çavuşçu Gölü kenarında turistik tesislere sahip olduğu gerekçesiyle kapatılmamıştır.BOA 1846 Tarihli Belge [değiştir]Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. H. Ahmet Özdemir tarafından okunan Başbakanlık Osmanlı Arşivi 1846 tarihli bir belgeye göre 2 çobanı ve 25 vergi mükellefi olduğu tespit edilmiştir. Belgede isimleri geçen hane reislerinin isimleri aşağıda listelenmiştir. Der Karye-i Çavuşcu Tabi Kaza-i Ilgın Konya Eyaleti dahilinde vaki nefs-i Ilgın Kazası kuralarından Çavuşçu Karyesi'nde sakin ahali-i İslam'ın emlak ve arazi ve temettü'atının mikdarını mübeyyin defteridir. (Konya Eyaleti içinde yer alan Ilgın Kazası köylerinden Çavuşçu Köyü'nde oturan müslüman halkın emlak, arazi ve mal varlığını belirtir defterdir.) Ulema beratına sahip ismi belirtilmemiş hasbi bir Muallim-i Sıbyan [Bundan anlaşıldığına göre o tarihte köyde bir Mekteb-i Sıbyan (İlköğretim Okulu) bulunmaktadır.] 
Berat-ı Asli sahibi yine ismi belirtilmemiş hasbi bir Hatib. 
Hacı Ali oğlu Hacı Ömer Efendi. 
Ebu Bekir oğlu Ebu Bekir Efendi. 
Cınav Halil oğlu Mehmed. 
Tatar Süleyman oğlu Hüseyin. 
Sohta Mustafa oğlu Mustafa. 
Murat oğlu Mustafa. 
İbrahim oğlu Hüseyin. 
Memiş oğlu Ahmed. 
Cınav Mehmed'in oğlu Ali. 
İbrahim oğlu Hüseyin. 
Hacı Yatanoğlu Hacı Süleyman. 
Hacı Nasuh oğlu Yusuf. 
Aygırcı oğlu Musa'nın Hacı'nın oğlu Hacı İbrahim. 
Mustafa oğlu Köse Ahmed. 
Hüseyin oğlu İbiş. 
Müteveffa (Ölmüş) Hacı Seyyid'in oğlu Mehmed Emin. 
Mustafa oğlu Abdurrahman. 
Hasan Ağa'nın oğlu Deli Mehmed. 
Çıldır Osman. 
Molla Mustafa'nın oğlu Hasan. 
Kör Mehmed'in oğlu Mustafa. 

Acem Ali oğlu Koca İbiş. 
Tokatlı Deli Mustafa. 
Hüseyin oğlu Ali. 
Receb oğlu Mehmed. 
Ali oğlu Şeyh Süleyman. 
Hasan Bey oğlu Mustafa. 
Mustafa oğlu Yakub. 
Kara Ali oğlu Ali. 
Kel Bekir oğlu Hacı Mustafa. 
İbrahim oğlu Abdurrahman. 
Yunus oğlu Hasan. 
Davud oğlu Ali. 
Acem Ali oğlu Mustafa. 
Civelek oğlu İsa. 
Yunus oğlu Hasan. 
Derviş oğlu Abdurrahman. 
Halil oğlu Mehmed. 
İbrahim oğlu Mustafa. 
Abdurrahman oğlu Musa. 
Nasuh oğlu Mehmed. 
Ali oğlu Deli Halil. 
Bekir oğlu Ömer. 
Süleyman oğlu Abdullah. 
Cır Memiş oğlu Osman. 
Kara Veli oğlu Mustafa. 
Mehmed oğlu Osman. 
Süleyman oğlu Molla Süleyman. 
Osman oğlu Süleyman. 
Topal Ahmed oğlu İsmail. 
Satılmış oğlu Hacı Mehmed. 
Mustafa oğlu Salih. 
Derviş oğlu Kel Kadir. 
Kaçar oğlu Halil. 
Hüseyin oğlu Ali. 
Sarı oğlu Ömer. 
Karaağaçlı Süleyman. 
Davud oğlu Baya Oğlan. 
Hasan Bey oğlu Mustafa. 
Açık Ilıca ve Molla Osman Yaylası [değiştir]Çavuşçu Gölü'nün güney tarafında ve kasabaya 5 km kadar uzaklıkta güneyden kuzeye doğru uzanan alivyum tabakası ile örtülü bir kırık (fay) üzerinde bulunan, halk tarafından da "Açık Ilıca" olarak adlandırılan sıcak su kaynağı (büyük ve küçük ılıca suyu olarak ikiye ayrılır) sazlıklar arasından Çavuşçu Gölü'ne dökülmektedir. Ilıca'nın su sıcaklığı 30 ºC, debisi ise 10,5 lt/sn.dir.
Chput adındaki Avrupalı tarihçinin eserinde Ilgın kaplıcası ile Açık ılıca suyunun aynı membaya tabii olduğu, 
ayrıca Çavuşçu Gölü’nün içindeki ada da aynı suyun mevcut olduğu kayıtlıdır. Açık Ilıca Dağı kenarında halk arasında Açık Ilıca veya Yörükler olarak anılan, Molla Osman adlı bir kimse tarafından (torunları İbicanlar adıyla halen aynı yerleşim biriminde ikamet etmektedir) kurulduğu için resmi kayıtlara Molla Osman Yaylası adıyla tescil edilmiş bir mezraa bulunmaktadır. Günümüzdeki durumu Çoğunluğu iki katlı, kerpiç yapılı, çatılı evlerde yaşayan kasaba halkının geçim kaynağı tarım, hayvancılık ve balık avcılığıdır. Kasaba 28/09/1968 tarihinde 3 mahalleye ayrılmıştır: Yeşilyurt, Şenyurt ve Babaküstü. Çavuşçugöl Su Ürünleri Kooperatifi balıkçılıkla ilgili çalışmaları organize etmektedir. 40.000 dekar arazinin 17.000 dekarında toplulaştırma ve düzleme çalışmaları yapılmıştır. DSİ’nin açtığı 19 adet dalgıç pompa ile de sulu tarım yapılarak şeker pancarı üretilmektedir.
Üç köy boğası bulunan kasabada 600 büyükbaş süt inekçiliği, 400 kadar büyükbaş et üretimi amaçlı besicilik 
yapılmakta ve 500 kadar da küçükbaş hayvan bulunmaktadır. 100 traktör, 2 kamyon, belediyenin 3 otobüsü, 6 saman ve balya makinesi ve 300 telefon abonesi vardır. Okuma oranı yüksek olan kasabada, birinci kademesi 5 derslikli, iki lojmanlı ve iki öğretmenli ilköğretim okulunun ikinci kademesi, kasabanın doğu kısmındaki 4 derslikli ayrı bir binada olup 6 öğretmeni bulunmaktadır. İki câmii, üç din görevlisi ve iki câmi lojmanı vardır. Zaman zaman işler hale gelse de bir türlü düzenli çalıştılamamış, şu anda herhangi bir personeli olmayan bir Sağlık Ocağı mevcuttur. Tarım Kredi Kooperatifi 3, Sulama Kooperatifi 1, PTT 1, MEDAŞ 1 ve Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı 1 personelle hizmet vermektedir. Belediyeye ait Halk Kütüphanesi, fırın, kasap vb. 12 adet dükkân vardır. Ayrıca kasabada 2 demir doğrama atölyesi, 1 selektör binası, 1 petrol istasyonu ve 1 un değirmeni bulunmaktadır. Toprak Mahsulleri Ofis binası, tren istasyonu, pancar kantarı ve belediye çocuk parkı da vardır. Ne yazık ki TMO, TCDD istasyonu ve pancar kantarı artık faal değildir. Çarşamba günleri kasaba pazarı kurulur. Doç. Dr. H. Ahmet ÖZDEMİR[3], Dr. Alaaddin TEKİN, Mühendis Muttalip GÖKTAŞ,Polis Memuru Hasan DUMAN, Avukat Semra ŞAHİN, Selâhattin ŞAHİN, 30 civarında öğretmen ve 25’e yakın da emniyet görevlisi köyün yetiştirdiği kişilerden bazılarıdır. Kasabanın beşte ikisi (2/5) İzmir/Gümüşpala’da yaşamaktadır. Enerji Bakanlığı tarafından Kurugöl mevkiinde 2.700 kalorili kömürden, akışkan yataklı bir termik santralin kurulması için yurdışı yatırım ortaklığına gidilmişse de yatırım ne yazık ki gerçekleştirilememiştir. Kasabanın Şarampoltepe mevkiinde yeni bir kömür yatağı bulunmuş, Ciner Grubu'na ihale edilmiş fakat henüz işletmeye açılmamıştır. Ömer Şen, Mustafa Metin ve Ahmet Kadıcı’nın Belediye Başkanlıkları döneminde yürüttüğü erozyona karşı ağaçlandırma çalışmalarının başarıya ulaşması belki kasabayı Türkiye'nin en az yağış alan yerlerinden birisi olmaktan çıkarır. Özellikle Dr. Vefa TANIR'ın Bakanlığı döneminde Ilgın Çavuşçugöl arasında ağaçlandırma çalışmalarına hız verilmiştir. Ağaçlandırma çalışmaları, kasaba içindeki yollarda ve Çavuşçugöl civarında devam ettirilmektedir. Kanalizasyon çalışmaları, kilitli taş döşemesi, kaldırımlar, çevre düzenlemesi, mahalle yollarının asfaltlanması ve kantar yapımı çalışmaları devam etmektedir. Dumanlar, Kelhacılar, Hocalar, Kamalar, Kürtler, Mavuşlar, Calalar, Cüceler köyde bulunan bazı aile adlarıdır.
Deprem riski Kasaba 1. bölge deprem kuşağı üzerinde bulunmaktad‎r. İki fay hatt‎ı mevcuttur. 1. fay hatt‎ı Çiğil tarafnıdan gelip Kaplıca Dağı eteklerinden güneye Çavuşçugöl Kasabası'na doğru uzanmaktad‎r. 2. fay hattı ise Sivri ve Tekne Dağlarının eteklerini takip ederek yine Çavuşçugöl Kasabası‎ ve Haremi Linyit İşletmeleri'ne uzanmaktad‎r. Ilgın-Argıthanı ve Çavuşçugöl çevresinde 1921-1946 yılları arasında büyüklüğü 5.2-5.5 arasında değişen üç deprem meydana gelmiştir. Kay‎ıtlara göre 1943 y‎ıl‎ında meydana gelen depremde kasabada hasar tespit edilmi‏ştir. Uzmanlar, 1946 yılından günümüze bu büyüklüğe varan herhangi bir depremin olmamasının bu kesimdeki riski artırdığını belirtmektedirler. Çorum, Sungurlu, Çavuşçu Köyü ile bağlantısı Çavuşçugöl'e ilk yerleşenlerden kalabalık bir grubun sivrisinek ve sıtma salgını yüzünden yerleşim birimini terk ederek Misafirli Köyü-Dereköyü üzerinden taşınarak Çorum ili Sungurlu İlçesi civarına yerleştikleri ve Çavuşçuköy'ü kurdukları henüz kesinliği kanıtlanmamış bilgilerdendir. Bu bilgileri her iki yerleşim birimindeki ortak mevki ve yer isimleri (Karakayalar, Aldıvermezler... vb.) desteklemekte ve doğru 
olma ihtimalini güçlendirmektedir. Çavuşçugöl Kasabası'nda 1950-60'lı yıllarda Çorumlu Musalar (Çiçek) olarak anılan bir ailenin varlığı da dikkat çekicidir. Çiçek soyadını taşıyan aile üyeleri hala Ilgın Çavuşçugöl 
Kasabası'nda yaşamaktadırlar. 2000'li yıllarda Çavuşçugöllülerin girişimiyle karşılıklı ziyaretler yapılmış fakat 
olay çok erken tarihlerde ve kayıt dışı olarak (kayıtlarda varsa da tespit edilememiştir) gerçekleştiğinden her iki yerleşim biriminin yaşlıları da olayı tam çözememişlerdir. Konu araştırmacıların ilgisini beklemektedir.
Edinilen son bilgilere göre, Çavuşçugöl'den Çavuşçuköy'e göç olayı şöyle meydana gelmiştir. 1600'lü yıllarda 
yaşanan su baskını sebebiyle sıkıntıya düşen Tekkeş'in Mehmed Ilgın, Çavuşçugöl'den göç edip Sungurlu Çavuşçu Köyü mevkiine yerleşmiş ve yöreyi zamanla Çavuşçu Köyü olarak anılan bir yerleşim birimi haline getirmiştir. Tekkeşinler Cumhuriyet Dönemi'nde Soyadı Kanunu çıkınca Çavuşçulu soyadını alarak doğdukları toprakları isimlerine tescil ettirmişlerdir. Tekkeşlerin memleket sevdası içlerini öylesine bürümüştür ki arazilerine Konya, Ilgın, Çavuşçugöl'deki mevki isimlerini vermişlerdir: Karakaya, Tilkiini, Kocakoru, Hüyüklü, Han Yolu (Argıthanı Yolu'na Çavuşçugöllüler Han Yolu derler.)...
KÜRÜKLER SÜLALESİ Çorum ili Sungurlu İlçesi Çavuşçu Köyü'nde KERİKLER olarak bilinen ve aslen yörük oldukları söylenen bir aile vardır. Keriklerin Çavuşcu Köyü'nün doğusunda bulunan Yörüklü Köyü'nden ayrılarak mı yoksa direkt (Ilgın Çavuşçuköy'den?) Çorum, Sungurlu, Çavuşcu Köyü'ne mi geldikleri kesin bilinmemektedir. Bu aile mensupları GÜNDÜR soyadını almışlardır.
(KERİKLER olarak anılan aile KÜRÜKLER olabilir mi? Zira Çavuşçugöl Kasabası'nda Kürükler adıyla anılan geniş bir aile kütlesi vardır. Kürüklerin Çavuşçugöl'e, yakın zamana kadar Akşehir'e, günümüzde Tuzlukçu'ya bağlı Kundullu Köyü'nden geldikleri ailenin yaşlılarınca ifade edilmektedir. Kundullu Köyü ismini Turgutlulardan Kundul Bey'den almaktadır. Kundulluluların bu köye yakındaki Turgut Kasabası'ndan geldikleri söylenmektedir. Kundullu Köyü'nde Kürük Deresi isminde kurumuş bir su yatağı bulunmaktadır. Kürüklerin Kundullu Köyü'nde Aşık Mustafalar adıyla tanındıkları söylenmektedir.)
Söylenceler Çavuşçugöl'le ilgili söylenceler şöylece özetlenebilir. Bir zamanlar Eski Cami'de ilk safta namaz kılan çoğu seferberlik bakıyesi yaşlılarla, Cumhuriyet'in ilk yıllarında çeşitli memuriyetlerle ilçeye taşınmış ve az çok okur yazar olan tecrübeli kimseler anlatırlardı. Çavuşçu adı manevi bir görev üstlenmiş olan ve bu sayede manen "çavuş" mertebesine erişmiş bulunan veli zattan gelirmiş. Hatta bu zatın Çavuşçu'ya hakim tepelerden birisindeki basit mezarında tek başına yatan ve Çavuşçulularca "Dede" olarak anılan kimse olduğu da söylenirdi. Bazı şifahi bilgilerde bu zatın adı "Halid" olarak geçmektedir. Bazıları ise tepede yatan "Dede" nin Dereköy-Misafirli Köyü-Çavuşçu-Argıthan-Akşehir güzergahının "gözcüsü" olduğunu, yıllar yılı bu görevi sürdürdüğünü, vefat edince de görev mahalline defnedildiğini yine şifahen naklederlerdi. Son rivayete göre Sarayaltı mevkii olarak bilinen yer, söz konusu yol üstündeki kervan-sarayın "saray"ından ad almaktadır. 
Son dönemlerde Çavuşçugöllüler arasında bir göç hikâyesidir dolaşmaya başladı. Söz konusu rivayetin Çavuşçu'dan bir grubun bazılarına göre sel baskını, bazılarına göre sıtma ve sivrisinek salgını sebebiyle Çorum'a göç etmesiyle bağlantısını kurmak -şimdilik- mümkün gözükmektedir. Bir grup köy sakini yeni yavrulamış bir köpeğin yavrularını yukarılara, tepelik bölgelere taşımak için büyük çaba harcadığını görürler. Köpeğin bu davranışını yaklaşan bir felakete yorarak kendileri de yüksek yerlere tırmanırlar. Gerçekten bir süre sonra köyü sel basar. Elbette acaba ahali köyü tamamen boşaltmış mıydı, boşaltmayanlar olmuş muydu, boşaltmayanlara ne olmuştu gibi soruların cevabı yoktur. 
Bir başka söylence de Açık Ilıca'yla alakalıdır. Güya Açık Ilıca'da pek çok kez hamam yapma girişiminde bulunulmuş ama gündüzleri inşa edilen yapı geceleyin yıkılı yıkılıverince bu işten vaz geçilmiştir. 
Uyuz Çeşmesi Şu anda Çavuşçu Gölü'nün suları içinde kalan fakat zaman zaman göl suyunun çekilmesiyle ortaya çıkan bir kır çeşmesi, halk arasında "Uyuz Çeşmesi" adıyla anılır. Halen hayatta olan köy sakinlerinden bazılarının anlattığına göre geçmiş dönemlerde bu çeşmenin suyuyla banyo yapan uyuz hastaları iyileşirlermiş. Onun için çeşme "Uyuz Çeşmesi" olarak adlandırılmıştır.
Çavuşçugöl Kömür Ocağı [değiştir]Çavuşçugöl Kömür Ocağı'ndan elde edilecek kömür teshin (evlerde ısınma) amaçlı yakıt olarak kullanılamayacak kalitedir. Çünkü teshin amaçlı satılabilecek kömürlerin kalori, kükürt, nem, kül ve boyut bakımından taşıması gereken değerler Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından çıkartılıp yürürlüğe giren Yönetmelik ve Genelgeler ile Mahalli Çevre Kurulu tarafından yerleşim yerlerinin kirlilik derecelerine göre tespit edilmektedir. Sondajlardan alınan numunelerin analizlerine göre üretilecek kömür, bu değerlerin bir kısmını sağlamadığından şu an için teshine kömür satışı mümkün gözükmemektedir. Ancak Ilgın Linyit İşletmeleri Müdürlüğü, resmi web sitesinde üretimden sonra yapılacak analiz ve zenginleştirme imkânlarının araştırılmasından sonra yeni bir değerlendirme yapılabileceğine yer vermektedir.
İşletme, Gölyaka (Haremi) kömürü ile Çavuşçugöl kömürünün bazı değerler açısından benzerlik gösterdiğini, kalori ve Kükürt içeriği bakımından da önemli farklılık içerdiğini ilan etmiştir. Buna göre Çavuşçugöl'den çıkarılacak kömürün kalorisi 2.000-3.500 kcal/kg; yanıcı kükürtü 2,5-7,5 arasındadır. Tüvenan (Orijinal) Çavuşçugöl kömürünün en belirgin özelliği, nem oranının yüksekliğidir. Kömür rutubetini yitirdikçe, kalorisi önemli ölçüde yükselmektedir. 
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Çavuşçugöl Kasabası haritası
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Çavuşçugöl Kasabası resimleri
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları

Ilgın Yukarıçiğil Kasabası

Ilgın'ın Beldeleri
Ilgın Yukarıçiğil Kasabası
Ilgın Yukarı Çiğil Belde Belediyesi
Nüfusu: Yukarıçiğil belde belediyesi'nin nüfusu 2000 Genel nüfus sayımı sonuçlarına göre 5741'dir. Kasaba yakın zamana kadar genç bir nüfusa sahipken, son yıllardaki tarım kesiminin ekonomik olumsuzlukları sebebiyle, genç nüfus iş imkânları daha geniş olan ve sanayi üretiminin yoğun olduğu bölgelere göçmekte olup, en çok tercih edilen yer Konya'dır. 
Cografi Yapısı: Kasaba, Konya'nın batısında olup 85 Km, ilçe Ilgın'ın güneyinde olup 35 Km uzaklıktadır. 1300 rakımlı bir Kasabadır. İklimi karasal iklim olup yazları sıcak ve kurak, kışları karlı ve soğuk geçer. Kasaba güney batıda Aşağıçiğil kasabası, güney doğuda Belekler köyü, kuzeyde Bulcuk, Çatak ve Geçit köyleri, kuzeydoğuda Gökçeyurt kasabası ve kuzey batıda Balkı Kasabaları ile çevrilidir. Kasaba, dağlık ve ormanlık bir araziye sahiptir. İçme suyu kaynakları açısından zengindir. 
Sosyal Yaşam: Aile: Kasabada yaşayan aileler geniş aile tipindedir, yani ana-baba çocuklardan başka büyükanne ve büyükbabada oluşur. Ailede genellikle baba söz sahibidir. Konutlar: Kasabada evler genellikle giriş zemin kat ve 1.kattan oluşan tipik Türk mimarı yapısındadır. Zemin katlar genellikle depo, kiler, kömürlük, samanlık ve ahır olarak kullanılmakta olup, 1. katlar oturma ve yatak odaları ile mutfak, banyo tuvaletten oluşur.
İdari yapısı: 1967 yılında Belediye teşkilatı kurularak Kasaba yerel yönetim şeklini almıştır. Kasabada Büyük Mahalle, Küçük Mahalle ve Yeni Mahalle olmak üzere 3 muhtarlıkları bulunmaktadır. Belediye teşkilatının kurulmasıyla Belediye tarafından 1984 yılında içme suyu ve 1993 yılında kanalizasyon çalışmaları tamamlanmış, bu gün itibariyle imara açık tüm ana yollar kilitli taş döşenerek rahat ve kolay ulaşım sağlanmıştır. Halen Yukarıçiğil Belediyesi 13 memur, 1 kadrolu işçi ve 4 geçici işçi ile hizmetlerine aralıksız devam etmektedir.
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Yukarıçiğil Kasabası haritası
Konya Ilgın'ın Belde Belediyesi Yukarıçiğil Kasabası resimleri
Kaynaklar:
Beytullah Yıldırım / Ilgın Araştırmaları